1000k birbirimize dua edelim
Mesele birine yaşarken omuz vermekti... Ölüyü taşımak zaten sünnet. Ahmet Girginer Ahmet Şeytan zarar veremez Allah Tealanın izni olmadan Omuz verelim insanlara Şeytan bizi kandıramaz Biz tek saf olursak gidene mi zor kalana mı? Ne tuhaf! O öldü ama hâlâ yaşıyor. Bense her gün yeniden ölmekteyim. Aşk Elif Şafak Abdlh Altny Abdlh Altny Mübarek Mücadele Suresi Ey iman edenler diyerek buyuruyor İyilik ve takvayı konuşun. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun güzel bir seda ve güzel bir eser bırakarak ahiretimizi imar edelim Bazı toplumlar daha akıllı değil, sadece daha şanslı bir yerde doğmuş Tüfek, Mikrop ve Çelik Jared Diamond Zübeyde BAYIK Zübeyde BAYIK Coğrafya bir kaderdir Cehennem ne kötü dönüş yeridir Yaşanılan yeri güzelliştirmek gerekir Ülkesine kıymet veren asıl akıl sahibidir Namazlarında huşu içinde olan müminler kurtuluşa ermişlerdir.
1000Kitap
Srebrenica,Setif,Halepçe, Auschwitz,Granada... Acının dili,dini,ırkı olmaz şayet varsa orada vicdan sorgulanmaz.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Auschwitz'ten sonra şiir yazmak barbarlıktır."
Yazıma öncelikle Alman düşünür Theodor Adorno'nun, İkinci Dünya Savaşı'nın dehşetinden sonra söylediği o meşhur sözüyle başlamak istiyorum: "Auschwitz'ten sonra şiir yazmak barbarlıktır." Bu söz; insanlığın onurunun ayaklar altına alındığı, akıl almaz vahşetlerin yaşandığı bir dünyada, hiçbir şey olmamış gibi salt güzellikten ve estetikten bahsetmenin ahlaki bir çöküş olduğunu yüzümüze çarpar. Bugün belki bir dünya savaşı yaşamıyoruz ama bizler de okuduğumuz kitapların sayfaları arasına saklanıp dışarıdaki kan dondurucu gerçekliğe sağır kalamayız. Sanat ve edebiyat, gerçek dünyadan uyuşturucu bir kaçış alanı değil; aksine bu karanlıkla yüzleşmemizi ve tepki vermemizi sağlayan bir güç olmalıdır. Eğer okuduklarımız bizi dışarıdaki adaletsizliğe karşı daha duyarlı kılmıyorsa, o kelimelerin ne anlamı var? Çünkü ülkemizin son hâli içler acısı; her yerde bir şiddet haberi, kadına şiddet, darp ve linç haberleri yayılmakta. Toplumsal çürüme köküne kadar indi ve artık bu dişin çekilmesi gerekiyor. Bu tartışma konusu açılınca çözüm olarak hemen "cezaların caydırıcı olmadığı" öne sürülüyor. Ancak kriminoloji (suç bilimi) bize asıl caydırıcılığın cezanın "ağırlığında" değil, "kesinliğinde" olduğunu söyler. Dünyaya baktığımızda bunun kanıtlarını net bir şekilde görürüz: Hapishane koşullarının en ağır olduğu, güvenlik güçlerinin en sert müdahaleleri yaptığı Meksika ve Brezilya gibi ülkelerde cinayet oranları ve halkın kendi adaletini aradığı "linç kültürü" zirvededir. Keza idam gibi en ağır ve geri dönüşsüz cezaların aktif olarak uygulandığı İran gibi ülkelerde bile şiddet sarmalı çözülebilmiş değildir. Demek ki sorun sadece yasaların satır aralarında yatmıyor. Peki bu sorun nasıl çözüme kavuşturulabilir? İş sadece aileye mi düşmektedir; yoksa topluma mı, ya da bireye
1000Kitap
"Kitaplar, kitapları çağırır."
sözü akla hayale gelmeyecek bir gelişim potansiyeline sahip. Şuan holokost'un mimarlarından Adolf Eichmann temalı Kötülüğün Sıradanlığı 'nı okurken bulduğum şeyler: 1- Rudolf Höss: Auschwitz toplama ve imha kampında en uzun süre görev yapan komutan. 2- Aliyah Beth: Filistin topraklarına yapılan yasa dışı Yahudi göçüne verilen kod adı. 3- Heinrich Himmler: Nazi Almanya'nın en güçlü devlet adamlarından ve Holokost'un baş mimarlarından biri. Bakalım neler öğreneceğiz.
FİRAVUN ÖLMÜŞ OLABİLİR AMA HALEFLERİ HER DÖNEM OLMUŞTUR
Tarih bize göstermiştir ki, zalim iktidarlar doğrudan katliama başlamaz. Önce bir şey yapar: Düşmanını insan olmaktan çıkarır. Bu sürecin adı sosyal psikolojide “dehumanizasyon”dur. Hedef kitleye artık insan özellikleri atfedilmez. Onlar mikroptur, virüstür, kanserli hücredir, yabancı bir bedendir. Ve tıpkı bir cerrahın kanserli dokuyu keserken vicdan azabı duymaması gibi, iktidar da bu “temizlik” işlemini vicdan rahatlığıyla yürütür. Bu mekanizma işlediğinde şu düşünce zinciri kuruluyor: Bunlar insan değil → Yaptıklarımız zulüm değil → Bu bir temizlik (ve hatta) → Biz dünyaya iyilik yapıyoruz! Peki tarihin aynasına baktığımızda neler görüyoruz? Firavun mesela: “Büyüyünce bozguncu olacaklar” diyordu! Kur’an’ın anlattığı Firavun, İsrailoğullarının her doğan erkek çocuğunu katlettirdi. Gerekçe neydi? Bu çocuklar büyüyünce ona karşı çıkacak, düzenini bozacaklardı. Yani suç, henüz işlenmemiş bir suçtu. Mağdur, henüz doğmuş bir bebekti. Firavun zalim miydi? Kendi gözünde hayır. O bir düzen koruyucusuydu! Kendini tehdit eden unsurları temizliyordu! Hitler’in mantığı da çok farklı değildi esasen. Ona göre “Irk Temizliği” masumları da kapsardı! Nazi ideolojisinde Yahudi çocukları ayrı bir kategori değildi. Onlar “Yahudi ırkının” taşıyıcılarıydı. Bugün öldürülmeseler bile yarın “tehdit” oluşturacaklardı. Auschwitz’e giden trenlerdeki çocuklar bu mantığın kurbanıydı. Hannah Arendt bu zihniyeti “kötülüğün sıradanlığı” kavramıyla açıkladı. Katiller canavar değildi, tıpkı bu günün zalimleri gibi, sadece düşünmüyorlardı. Emirleri uyguluyorlardı. Karşılarındaki çocuğu insan olarak görmek için zihinsel bir emek harcamıyorlardı. Ve Ruanda… 1994 Ruanda soykırımında Hutu iktidarı, Tutsileri “hamam böcekleri” (inyenzi) olarak tanımladı. Radyolar bu dili yaydı. Komşular
Tarih-Araştırma
Ölüm Yolculuğu Auschwitz
The Pianist (2002) Sanki çok ömrümüz varmış gibi, beklemeyi öğretiyor bize hayat.