Merhaba, iyi akşamlar herkese. Bu ay #okuyarakyasa grubuyla okuduğumuz Modern Klasik kitabımız F. Scott Fitzgerald - Muhteşem Gatsby kitabıydı.
Nick, Batı’dan Doğuya taşınmış, kendine küçük bir ev bulmuştu. Uzaktan kuzeni olan Daisy ve eşi de burada yaşıyorlardı. Arada onlarla görüşüp, işine gidip vaktini geçirse de merak ettiği biri vardı: Bitişik evdeki malikenin sahibi, Jay Gatsby!
Gatsby hakkında herkes bir şey söylüyor ama kim doğruyu biliyordu, bu tartışılırdı. Taşındıktan kısa bir süre sonra Gatsby, Nick’i partilerinden birine davet etmiş, sonra da görüşmeleri devam etmişti. Bir gün Gatsby, Nick’ten bir ricada bulundu: Daisy’i çaya davet etmesini istemişti.
Nick bu duruma şaşırmış ama geçmiş olaylarını öğrenince, arkadaşının isteğini yerine getirdi.
Gatsby yoksa ilk aşkı olan Daisy’e hâlâ bir şeyler mi hissediyordu?
Muhteşem Gatsby, okumasak da birçoğumuzun isim olarak bildiği hatta izlediği bir eser. Açıkçası merak ederek başladım kitaba ama beni tatmin etti mi, sanmıyorum. Okuduğumuz klasiklerin çoğunda maalesef ki dönemin yozlaşmışlığı, sınıf farkı ön planda oluyor ve bunları okumak ise beni çok rahatsız ediyor. 1900’lü yıllarda bu sefer Amerika’da okuyoruz bu durumu. Ülkeler, diller, insanlar değişiyor ama şaşa, ihanet, çarpık ilişkiler maalesef aynı. O dönemlerdeki parayı, aşka ve sevgiye tercih edenleri, onların şaşalı hayatlarını okuyoruz ama fark ediyoruz ki dönem değişmiş ama aslında pek de değişen bir şey olmamış. Kitabı çok sevemesem de sonu beni üzdü, “keşke böyle bitmeseydi” dedim. “Filminin kitabından daha güzel olduğunu” söyleyenlere kulak verip filmini izleyeceğim. Tarzı sevenler eminim beğenecektir.