Bu dünyada değeri olup da kolayca elde edebilecek tek bir şey yoktur, demişti yaşlı adam. Pisagor' un teoremi üzerine konuşur gibi kendinden son derece emin bir şekilde demişti bunu.
Yaşamlarımızda bazen olur böyle şeyler. Ne açıklanabilir ne de bir mantığı vardır, ancak insanın yüreğini derin bir şekilde karıştıran olaylardır. Bu durumlarda hiçbir şey düşünmeden sadece gözünü kapatmaktan başka yapacak bir şey yoktur. Büyük bir dalgayı atlatır gibi.
Tek bildiğim, Tanrı' nın beni sıcak kandan ve sinirlerden yarattığı. Evet! Bu organik doku eğer canlıysa her türlü uyarıya karşı tepki vermelidir. Benim yaptığım da işte budur! Acıya karşı bağırarak, gözyaşlarımla cevap veririm. Yapılan alçaklıklara öfkeyle, iğrençliklere ise tiksinti duyarak tepki gösteririm. Bana göre bu, hayatın ta kendisidir. Bir canlı ne kadar basitse o kadar az duyarlıdır ve uyarılara karşı daha zayıf karşılık verir. Ne kadar gelişmişse, gerçekliğe karşı daha fazla duyarlıdır ve daha enerjik bir biçimde tepki verir.
Eğer daha sık kafa yorarsanız sizi endişelendiren bütün dış etkenlerin ne kadar önemsiz olduklarını anlarsınız. Hayatı derinlemesine kavramaya yönelik gayret etmek gerek. Gerçek lütuf, bu hayatın içerisinde mevcut.
Marcus Aurelius, " Acı, acı hakkındaki canlı düşüncedir. Bu düşünceyi değiştirmek için irade gücü göster, onu silkip at, şikayet etmeyi bırak; acı kaybolup gidecektir." Gerçekten de öyle. Bir bilgin ya da sadece düşünen, kafası çalışan bir kimse, diğerlerinden tam da acıyı küçümsemesiyle ayrılır. Bu kişi her zaman halinden memnundur ve hiçbir şeye şaşırmaz.