Alman birliğinin ve Berlin şehrinin kargaşasında sarsılmış bir hayat ve evli bir adama aşık olup bu yasak ilişkiyle boğuşan bir kadının hikayesi. Sevgilisine karşı hissettiği duygular aşk ve saplantı arasında ince bir çizgide. Bir sonbahar gününde sevgilisi Franz tarafından terk ediliyor ve o günden beri evden neredeyse hiç çıkmayarak geri dönmesini bekliyor. Günlerce, haftalarca değil yaklaşık elli yıl kadar. Yalnızca banka ve alışveriş için hızlıca çıkıp tekrar eve dönüyor. Şimdilerde yüz yaşına yaklaştığını düşünüyor ama emin değil, zaman kavramını tamamiyle yitirmiş. Hiç kimsesi yok, kızıyla bir zamanlar mektuplaştıklarını belirtiyor ama artık gözleri net seçemediği için onu da yapamıyor. Bu tek başınalık ve hiç ümit olmadan beklemek onu zaman içinde delirtiyor.
Yaptığımız tercihler ve hayatımıza aldığımız insanlar yaşamımızı nasıl kökten değiştirebilir sorusunun net bir cevabı.
Aşka, arzuya, kırılganlığa, saplantıya ve yaşlılığa dair yansımalarla dolu, bir şehri ortadan ikiye ayıran bir duvar ve hatta sevgiyi içimizden geldiğince yaşamamıza engel olan duvarlar hakkında oldukça melankoli dolu bir hikaye. Animal TristeMonika Maron
“Savaşlar olmasaydı erkekler de kadınlar gibi yalnızca insan olurlardı, erkeklere atfedilen ölümden korkmama ve şövalye sadakati gibi belirli özelliklerin yalnızca savaş aracılığıyla yüceltilmesi değildir bunun tek nedeni; savaş, erkeklerin kökünü kazıyarak onları kıymetli kılmıştır. Böylece bu en korkunç eylemleri karşılığında kadınlar tarafından en hararetle sevilmişlerdir, bu yüzden savaşçı özelliklerinin en iyi özellikleri olduğuna inanmak zorunda kalmışlardır.”