Ona göre hayat iki bölümdü: Bunların birinde iş ve sıkıntı
vardı –ki Oblomov için bu iki kelimenin anlamı birdi– ötekinde ise sakin, rahat, sessiz günler vardı.
Hırsızı, düşmüş kadını, aldatılmış
bir budalayı anlatın, anlatın ama insanı da unutmayın. Sizin
için insan diye bir şey yok mu? Yalnız kafanızla yazmak istiyorsunuz. Düşünmek için kalpsiz olmak gerekir sanıyorsunuz. Hayır, düşünmeyi besleyen sevgidir. Düşen adama el uzatın, mahvolan bir adamın haline ağlayın, onunla alay etmeyin. Sevin onu! Onda kendinizi görün ve ona
kendinizmiş gibi bakın.
…çocuklukta bir şey dilemenin ne kadar kolay olduğunu düşünüyordu. O zamanlar imkânsız diye bir şey yoktu. İnsan büyüyünce anlıyordu ki her şey dilenemezdi: Bazı şeyler yasaktı, günahtı ya da ahlaka sığmazdı.
Tita gözündeki yaşlar tükeninceye kadar ağladı. Gözyaşları bitince de kuru kuru ağlamayı sürdürdü. Söylediklerine göre gözyaşı dökmeden ağlamak daha çok acı verirmiş.