“Evet, beş,” dedi, şaşkınlığıma şaşırmıştı. “Oradaki ailelerin çoğunun dolu çocuğu vardır. Ben de çok çocuk sahibi olmak isterdim.”
“Ah, cidden mi?”
Bir başka benzerlik daha, hem de çok kişisel bir benzerlik.
Bahçeye bakan devasa bir balkonum vardı. Dışarı çıkıp onu izlediğimi belli etmeyecektim ama pencereye gidip perdeyi çektim.
Belki on dakika kadar durdu, her geçen dakika daha da sakin görünüyordu. Yüzünü silip gece elbisesini silkelemesini ve içeri girmesini izledim. İkinci kata gitmeyi düşündüm, böylece tekrar eskaza karşılaşmış olurduk. Ama bundan daha iyisini düşündüm. Bu gece, üzgündü, muhtemelen kendisi gibi olamazdı. Bir şansım olacaksa da yarına kadar beklemeliydim.
"Maxon, benim sana hediyem bu. Bu kızları, senin gözlerinle görebilmek için elimden gelen her şeyi yapacağım. Bir kraliçenin gözleri ya da annenin gözleriyle değil, seninkilerle. Seçtiğin kızın kast sınıfı çok düşük bile olsa, diğerleri değersiz olduğunu düşünse bile ben hep onu seçme nedenlerini dinleyeceğim. Ve senin seçimini desteklemek için elimden gelenin en iyisini yapacağım.”
"America'yı altı kelimeyle ifade et.
Birinci Kitabın Başında: Bana bunu yaptırmayın.
İkinci Kitabın Sonunda: Bunu gerçekten yapabilir miyim?
Aspen'i altı kelimeyle ifade et.
Birinci Kitabın Başında: Senden asla vazgeçmeyeceğim.
İkinci Kitabın Sonunda: Lütfen benden vazgeçme.
Maxon'ı altı kelimeyle ifade et.
Birinci Kitabın Başında: Umarım benden hoşlanırlar.
İkinci Kitabın Sonunda: Ben kimden hoşlanıyorum?"
Bir süreliğine sessizce oturduk ve gözlerimi kapatıp Aspen’in nefesine yoğunlaştım Maxon için de aynı şeyi yapmamın üzerinden çok uzun zaman geçmemişti.