• “Evet,
    Marcos bir eşcinsel.
    Marcos, San Francisco'da bir eşcinsel,
    Güney Afrika'da bir zenci,
    Avrupa'da bir Asyalı,
    San Ysidro'da bir Chicano,
    İspanya'da bir anarşist,
    İsrail'de bir Filistinli,
    San Cristobal sokaklarında bir Maya kızılderilisi, Almanya'da bir yahudi,
    Polonya'da bir çingene,
    Quebec'te bir Mohawk,
    Bosna'da bir barış yanlısı,
    gece 10'da metrodaki yalnız bir kadın,
    topraksız bir köylü,
    gecekondu mahallesinde bir çete üyesi,
    bir işsiz,
    mutsuz bir öğrenci ve, tabii ki, dağlarda bir zapatista.

    Marcos, sömürülmüş, dışlanmış, ezilmiş ama karşı koyan ve 'yeter' diyen tüm azınlıklardır. O, artık sesini çıkarmaya hazırlanan ve tüm çoğunlukların susup dinleyeceği her azınlıktır. O, kendini anlatmanın bir yolunu arayan müsamaha gösterilmemiş her topluluktur. O, güçlülerin vicdanını ve gücünü rahatsız eden her şeydir.”
  • "Öyle harikasın ki Asya Maya, bence, bugüne kadar yapılan bütün güzellik yarışmaları
    geçersiz sayılmalı" dedim.
    Elimi tuttu.
    İçim vatan, millet, insanlık sevgisiyle doldu.
  • "Asya Maya, eğer benimle çıkarsan, gördüğüm ilk ejderhayı senin için öldürürüm" diyorum.
    "Hayır, daha yüksek sesle, iddialı, çapkınca söylemelisin" diyor Gıcırbey.
    "Nasıl yani?"
    "İnleme Fu, kükre."
  • Kötü mayalı bir insandaki terbiye ve nezaket sırf bir ciladır. Satıhta kalır. Maya ve öze asla işlemez.
  • Her kitabın üzerinde “Okurlarını büyülüyor.” , “Bu hikayede kaybolacaksınız.” tarzında bazen fazlasıyla şişirme olan yorumlar yazar. Fakat bu Serenad için kesinlikle geçerli değil. Livaneli kusursuz bir dengeyle almış bu kitabı kaleme.
    O kadar üzerine konuşulacak şey var ki hangisinden başlasam bilmiyorum.
    Olay örgüsü o kadar muhteşem ki bir an Profesörün yanında bir an da Boston uçağında Maya ile birliktesiniz. Fakat bu o kadar muhteşem bir şekilde planlanmış ki kafanız karışmıyor hatta inanılmaz bir akıcılıkla ilerliyor.
    Yaptığı alıntılar her zaman yerinde.
    Maya içimizden biri..
    Profesörün acısına ise ortak olmamak elde değil..
    Daha yazılacak o kadar çok şey var ki ama sanırım kitabı okuyup hissetmeniz daha iyi olacaktır.
    Livaneli’nin okuduğum ilk kitabıydı ve kesinlikle son olmayacağına eminim.
    Kalemine zarar gelmesin Livaneli.
    Çok değerlisin.
  • Birinin bulutundaki gökkuşağı olmaya çalış.
    Maya Angelou
  • Türk edebiyatının en duygusal yazarlarından biri olan Zülfü Livaneli tarihin acımasızın sayfalarında başrolünde yine insan olan farklı bir aşk hikayesi ile okurlarını cezbediyor.

    Bir zamanlar İstanbul'da hocalık yapmış bir profesör yıllar sonra Amerika'dan Türkiye'ye gelir ve ilk iş olarak Şile'ye gitmek ister. Bu kısa yolculuk ile aslında 60 yıllık bir yolculuğa çıkıyorsunuz ve tarihin acımasız olayları arasında masum insanların ve aşkların başından geçenleri okuyorsunuz.

    Serenad kitabı ile Zülfü Livaneli'nin kaleminin gücünü bir kez daha görüyorsunuz ve hayata dair yeni dersler çıkartıyorsunuz. Farklı bir aşk hikayesi okumak isteyenler için harika bir kitap.

    **********

    Maya, 1965 doğumlu bir çocuk anası dul bir bayandır. Yıllardır İstanbul Üniversitesi’nde Halkla İlişkiler bölümünde çalışır ve görevi yabancı konukları en iyi şekilde ağırlamaktır. Bir gün ondan Maximilian Wagner ismindeki Alman isimli fakat Amerikalı olan Profesör Doktor’u karşılaması istenir.

    Maya, profesörü karşılamaya havaalanına giderken bu yaşta bir adamın neden geldiğini merak eder. Maya, elinde profesörün isminin yazılı olduğu kağıt ile beklerken, beklediğinin aksine yaşını göstermeyen gayet yakışıklı bir beyefendi kendisini beklediği kişi olarak tanıtır.

    Profesör 1939-42 yılları arasında İstanbul’da yaşamıştır ve o zaman da kaldığı Pera Palas Hotel’inde kalmak ister. Maya, Profesörü kalacağı hotele yerleştirir.

    Bir sonraki gün Profesör’ü almak için hotele gittiğinde Profesör’ün ayrıldığını öğrenir fakat Maya’nın dikkatini hotelin önündeki beyaz araç çeker. Aynı araç dün de oradadır ve Maya aracın kendisini takip ettiğine dair şüphelenir fakat fikir saçma geldiği için Üniversite’ye geri döner. Üniversiteye geldiğinde Rektör onunla görüşmek ister. Bu talebe çok şaşıran Maya’yı bir süpriz daha bekler. Takip ettiğini düşündüğü kişiler Rektör ile birliktedir ve Maya’dan Profesör’ün her hareketini takip etmesini isterler.

    Maya tekrar hotele döndüğünde Profesör Wagner ile karşılaşır. Profesör ondan yarın sabah 5’te onu almasını ister. Maya profesörü sabah aldığında profesör Şileye gitmek istediğini söyler. Maya bu soğukta orada ne yapacaklarını pek anlamaz ama yine de profesörü istediği yere götürür. Gittiklerinde profesör sahile iner ve kemanını çıkartarak serenad yapmaya başlar. Böyle saatlerce bekler ve Maya daha fazla dayanamayarak profesörün yanına gider. Maya gördüğü karşısında şok olur. Profesörün elleri mos mor olmuştur ve donmak üzeredir. Bunun üzerine acilen profesörü arabaya taşır ama araba çalışmaz. Bunun üzerine sahildeki çalışmayan hotele götürür. Profesör “sutma, sutum, struma” diye sayıklar. Profesör donarak ölmek üzeredir ve Maya ne yapacağını bilemez. Önce profesörün sonra da kendi elbiselerini çıkartarak kendi vücut ısısı ile onu ısıtmaya çalışır ve başarılı da olur.

    Profesör hastaneye kaldırılır ve bir süre hastanede tedavi görür. Bu sırada da Maya’nın peşini MİT, Fransız ve Alman istihbarat servisleri bırakmaz. Maya internet üzerinden profesör hakkında bilgiler öğrenir ve daha fazlası için profesör ile konuşmak için hastaneye gider. Hastaneye geldiğinden doktordan profesörün 6 aylık ömrü kaldığını öğrenir.

    Maya profesörü hastaneden alır ve ona sayıkladığı struma’nın ne olduğunu sorar. Profesör bunun üzerine Maya’ya hikayesini anlatır.

    Profesör katolik bir aileden gelir fakat yahudi birine aşık olur ve onunla evlenir. Karısı evlendikten sonra adını değiştir ve başka bir şehirde yaşamaya başlarlar. Bu sırada Hitler yahudileri öldürmeye başlar ve bunun üzerine ikili kaçacak yer arar. Arkadaşları vasıtası ile Türkiye’nin türlü mesleklere profesör kabul ettiğini öğrenir. Yola koyulduklarında Alman polisi onları yakalar ve karısı kaçırırlar. Profesör İstanbul’a yalnız gelir ve karısını kurtarabilmek için her türlü yola başvurur. Sonunda muradına erer ve karısı Filistin’e giden bir gemiye binerek İstanbul’un yolunu tutar. Fakat gemi Şile yakınlarında durdururlur ve kimsenin gemiyi terk etmesine izin verilmez. Türkiye gemiyi kabul etmez. Filistin de İngiltere’nin baskısı ile gemiyi kabullenmez. Profesör her gün Şile sahiline giderek karısına kavuşmayı hayal eder fakat bür gün büyük bir patlama duyulur ve gemi batar. Rusya bir denizaltıdan atılan füze ile gemiyi batırmıştır. Bunun üzerine profesör bir şok geçirir ve hastalanır. Tedavisi için Amerika’ya gider.

    Struma olayı İngiltere, Rusya, Türkiye ve Almanya devletleri için bir kara sayfadır ve her devlet profesör olayın üzerine gider diye korkmaktadır. Bu yüzden onu takibe almışlardır fakat profesörün tek amacı karısının öldüyü yeri ziyaret ederek serenad yapmaktır.

    Profesör hastaneden çıktıktan sonra Amerika’ya geri döner. Yaşananlardan sonra Maya işten kovulur. Bir gün Maya Amerika’dan bir paket alır. Paketi Profesör Wagner göndermiştir ve içinde profesörün kemanı ile birlikte çevirisini yapması için bir kitap vardır. Maya çeviri ile uğraşırken Amerika’dan bir haber daha gelir. Wagner çok hastadır ve Maya’yı görmek ister. Maya’dan ölmeden önce son bir arzusu vardır. Arzusunu belirttikten sonra da hayata gözlerini yumar. Maya profesörün son arzusunu yerine getirir ve naaşı yakılan profesörün küllerini Şile’den denize döker. Böylece serenad sona ermiştir.