Karanlık fantezi (dark fantasy) türüne son derece iddialı ve güçlü bir giriş yapan Noxborn serisinin ilk kitabı "Uyanış", kapağını açtığınız andan itibaren sizi içine çeken, tekinsiz ve büyüleyici bir atmosfere sahip.
Hikayeye, her şeyi kontrol altında tutmayı seven, kuralcı ve planlı karakterimiz Diana’nın dünyasından giriş yapıyoruz. Başlangıçta sıradan gibi görünen lise hayatının, gölgelerde saklanan sırlar ve doğaüstü olaylarla nasıl adım adım karanlık bir girdaba dönüştüğüne şahit olmak inanılmaz sürükleyiciydi. Yazar, "hype" duygusunu, psikolojik gerilimi ve merak unsurunu o kadar iyi harmanlamış ki sayfaları nasıl çevirdiğinizi fark etmiyorsunuz bile.
Kitabın en çarpıcı yanlarından biri kesinlikle karakter dinamikleri ve evren inşası. Okulun herkes tarafından hayranlık duyulan kusursuz "altın çocuğu" Eric'in parıltılı dünyası ve Maya'nın hikayedeki kilit konumu çok başarılı işlenmiş. Mavi ve Kırmızı Noxborn efsanelerinin, Avcılar'ın ve o karanlık mitolojinin temellerinin atıldığı bu ilk kitapta, iyilik ve kötülük arasındaki çizginin aslında ne kadar ince olduğunu sorgulamaya başlıyorsunuz.
Yazarın sinematik ve görsel anlatım tarzı, olayları zihninizde adeta bir dizi sahnesi gibi canlandırmanızı sağlıyor. Özellikle son bölümlere doğru artan o tekinsiz aksiyon temposu, okuru yaklaşan büyük fırtınaya çok iyi hazırlıyor. Kitabın adı olan "Uyanış", sadece karakterlerin doğaüstü güçlerinin değil, içlerindeki korkuların, hırsların ve karanlığın da uyanışını çok zekice temsil etmiş.
Kısacası: Sırların yavaş yavaş çözüldüğü, sağlam bir psikolojik altyapıya sahip, karanlık ve epik bir seriye başlamak istiyorsanız Uyanış kesinlikle kütüphanenizde olmalı. Finali öyle bir noktada bitiyor ki, kitabı kapattığınız an aklınızdaki tek düşünce şu oluyor: "Hiç vakit kaybetmeden