Sonraları, karayolunu kullanarak memleketine seyahat ettiği zamanlarda, yolda küçük Anadolu şehirlerine, çorak topraklara, renksiz soluk binalara, ilkokullara ve okul bahçelerine, bahçelerdeki Atatürk büstlerine bakarken ona hep insanlar burada tam anlamıyla mutlu olamazlarmış, bir tek İstanbul’da yaşayanlar gerçekten mutlu olabilirmiş gibi geldi.
Evlilik kalınlaşması.
Göstermelik sırıttıkları her fotoğrafta giderek daha mutsuz görünüyorlar, boyunları, kolları, göbekleri kalınlaştı, hadi onları geçelim esas ruhları kalınlaştı ki onun bir çaresi bulunamaz. Yüzleri de birbirine benzemeye başladı. Bundan sonrası da belli. Sabahtan akşama kadar bekâr arkadaşlarının –yani bizim– ne kadar da zavallı ve yalnız olduğumuza birbirilerini ikna etmeye uğraşacaklar, derin mutsuzluklarını bulaştırdıkları verimsiz çocuklar üretecekler. Kişi asla bir düzen kurmamalıdır. Ve bütün kurulu düzenleri de dibinden dinamitlemek gerekir.
“Romancıların ellerinden gibi’le-rini ve sanki’lerini alırsanız bir şey söyleyemez olurlar, gerçekten söyleyecek bir şeyi olan roman yazmaz, felsefe okumayı öneriyorum”