Bir gün, Bergotte’un bir kitabında, yaşlı bir hizmetçiyle ilgili olarak, yazarın o muhteşem, tumturaklı dilinin daha da alaylı kıldığı, ama benim Françoise’den bahsederken büyükanneme sık sık yaptığım bir esprinin aynısına rastladım; bir başka seferinde, gerçeğin birer aynası olan eserlerinin birine benim ahbabımız M. Legrandin’e ilişkin yorumlarıma benzer bir yorumu dahil etmekten çekinmediğini gördüm. Birdenbire, benim mütevazi hayatımla gerçekler aleminin zannettiğim kadar birbirinden ayrı olmadıklarını, hatta bazı noktalarda kesiştiklerini düşündüm ve duyduğum güvenle, mutlulukla, neden sonra kavuşturulan bir babanın kollarında ağlarcasına, Bergotte’un sayfalarının üzerine gözyaşlarıma akıttım.