"Karanlıklar Efendisi'ne öyle dedim. Bir köylü masalından ibaret olduğunu düşünürse boynuz avından vazgeçer diye düşündüm ama onu eline geçirince, hiçbir şey onu durduramayacak."
Ellerimi öfkeyle açtım. "Onu ne yapmaktan durduramayacak?"
"Karanlıklar Diyarı'nı silah olarak kullanmaktan."
"Başka seçeneğin olmayacak. Boynuzun gücü onu öldüren kişiye geçecek."
"Ama o büyüteç kullanamaz," diyerek ona karşı çıktım cılız sesimle.
"Seni kullanacak!" dedi Baghra.
Baghra bana başka bir büyüteç vermesini istemişti ama Karanlıklar Efendisi sadece geyiğin boynuzunun işe yarayacağını söylemişti. Bana kemikten bir kolye yapacaktı. Yoksa bana tasma mı takacaktı? Onu sıkıştırdığımda da beni öpmüş; bana boynuzu, büyüteçleri ve diğer her şeyi unutturmuştu. Gölün kenarında ışıkların altında kalan pürüzsüz yüzünü, şaşkın ifadesini ve darmadağın saçlarını hatırladım. Her şeyi kasten mi yapmıştı? Gölün kenarındaki öpüşmemizi, ahırda geçirdiğimiz o gece yüzündeki acı dolu ifadeyi, insansı mimikleri, fısıltılı sözleri, hatta bu akşam aramızda olanları da mı ayarlamıştı?
Selamlar, bugün nihayet bitirebildiğim Zalim Prens serisi hakkında inceleme yapacağımm
Aslında ilk başta yapmam diyordum, ama umduğumdan farklı bir seriye karşılaşmak beni inceleme yazmaya itti.
Konusundan bahsedelim kısaca; Taryn, Jude ve Vivienne adındaki üç kardeş faniler diyarında ailesiyle birlikte huzurlu bir yaşam sürmektedir. Ta ki annelerinin eski eşi, Vivi'nin de öz babası olan Madoc adındaki bir adam Periler Diyarı'ndan gelip bu huzuru bozana kadar. Madoc, anne ve babalarını katlettiği çocukları yanında Periler Diyarı'na götürür.
Kitabın en büyük çatışma unsuru ve olayların başlangıç sebebi, fanilerin Perileri Diyarı'nda gördüğü zorbalık aslında.
Bu incelememi spoilersız yazmaya çalışacağım bu yüzden fazla ayrıntı vermeyeceğim.
Öncelikle, kitabın umduğum gibi çıkmadığını belirtmek istiyorum. Hem olumlu hem olumsuz açıdan.
Kitaba başlamadan önce romantizm ağırlıklı sanmıştım. Beklediğimin aksine görev sahneleri, fantastik unsurlar vs. daha fazlaydı. Romantizm tam sevdiğim gibi slowburn şeklindeydi (hem de fazlasıyla ) Dolayısıyla romantizm severlerin beklentisini çok karşılamaz çünkü romantik unsurların büyük bölümü son kitapta var ki o da fazla değil.
Sevgileri yüzeysel gelmişti başta. Partnerlerden birinin peri olması da işleri yeterince zorlaştırıyordu zaten. İlk kez böyle bir kitap okuduğum için alışmam zaman aldı.
Olumsuz olarak zaten herkesin şikayet ettiği şey var: •Çeviri. Hayatımda böyle bir çeviri okumadım, kendi Türkçemden şüphe ettirdi bana. Olay rahatsız etmesinden de ziyade anlaşılmaz olmasıydı. Son kitapta çevirmen farklıydı bu sayede daha iyiydi neyse ki.
•Jude'u herkes sevse de -güçlü bir karakter oluşuna ben de bayıldım- ben pek ısınamadım. Bazı kitaplarda ana karakterle aşırı derecede bağ kurarız ya, işte Jude öyle biri değildi