Titan'ın Laneti benim için gerçek bir roller coaster deneyimiydi. Kitabı okurken o kadar çok duygu değişimi geçirdim ki bunu kelimelerle açıklamam çok zor.
Bana çok farklı duyguları bir kitapta hissettiren kitapların sayısı bir elimin beş parmağını geçmez ve rahatlıkla söyleyebilirim ki Titan'ın Laneti o kitaplardan biriydi benim için.
Kitap; Thalia, Annabeth ve Percy'nin iki melez çocuğu bulup kampa götürmek için görev almalarıyla başlıyor. Bianca di Angelo ve Nico di Angelo. Artemis avcılarının ve Zoe Nightshade'in de kitaba girmesiyle planları hiç beklemediği bir yöne evriliyor. Her şeyden daha önemlisi bu görevde Annabeth'i kaybediyorlar.
Annabeth sonlara kadar kitapta yok onun yerine yeni karakterlerimiz var. Zaten kitap başlamasıyla birlikte size beş altı karakteri birden fırlatıyor ve neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz. En azından ben şaşırmıştım. Özellikle de Bianca'nın Artemis'in teklifini sanki akşam yemeğinde ne yiyeceğini seçmesi kadar kısa bir sürede kabul etmesiyle kendime "Bu kitap nereye gidiyor?" sorusunu sormak durumunda kaldım.
Çok geçmeden sanki işler daha da karisamazmis gibi daha da karmaşık bir hal alıyor. Artemis kayboluyor ve görev artık bizzat karakterlerin ayağına geliyor. (Gerçekten ayağına geliyor)
Ama bir sorun var ki Percy bu görev için seçilmiyor. Bu onu söz konusu Annabeth'in hayatıyken tabii ki durdurmuyor ve Pegasusunu da alıp Melez Kampı'ndan firar ediyor.
Zoe onu başta istemese de ekibe yardımlarından dolayı kabul etmek zorunda kalıyor böylece ekibimiz tamamlanıyor. Fakat aldığımız küçük zafer uzun sürmüyor.
"Başıma bir şey gelirse bunu Nico'ya ver. De ki... De ki üzgünüm."
"Bianca, hayır!"
İşte çölün ortasındaydık ve Bianca di Angelo kaybolmuştu.
Bianca'nın kaybı beni baya etkiledi ama en çok da Nico'ya üzüldüm. Çaresizce