• Fransız Devrimi sırasında radikal tutumuyla tanınmaktadır. Jakoben kulübü devrimcilerindendir. Türkçede Halkın Dostu anlamına gelen L'ami du peuple adlı bir gazete çıkarmıştır. Ateşli bir savaşçı kişiliğe sahipti. Terörü desteklemekle suçlandığından Jironden Partisi tarafından ihtilâl mahkemesinde yargılandıysa da halkın müthiş desteği ve hitap becerisiyle beraat etti. Yargılama bittiğinde bir tahta üzerine bindirilerek omuzlarda taşındı ve "100 bin kişinin kellesini istiyorum" diyerek bağırdı. Jakobenlerin gitgide güçlenmesinden sonra Jironden iktidarı derin sürtüşmeyi daha da arttırdı. Ardından ülkede iki parti arasında artacak terörü önlemek için Charlotte Corday isimli Jironden yanlısı bir kadın tarafından banyosunda bıçaklanarak öldürüldü. Kadının amacı barıştı çünkü Marat giderek daha çok şiddet yanlısı olmaya başlamıştı. Cenazesi La Pantheon'a götürüldü, ardından da Thermidor döneminde kanalizasyona atıldı. Jean Paul Marat, Fransız Devrimi'nin Robespierre'le birlikte en önemli düşünce ve eylem adamlarından biridir ve bir Montagnard mensubudur.
  • 1974 yılının kasım sonuna doğru Paris'ten bir arkadaşım beni arayıp Lotte Eisner'in çok hasta olduğunu ve muhtemelen öleceğini söyledi. Olamaz, dedim, şimdi ölemez. Alman sineması şu an onsuz yapamaz, bu önemli kadının ölmesine izin veremeyiz. Bir ceket, bir pusula ve gerekli malzemelerle dolu bir kamp çantası aldım. Çizmelerim o kadar sağlam ve yeniydi ki yüzümü kara çıkarmayacaklarına emindim. Yaya olarak oraya ulaşırsam onun hayatta kalacağına dair sağlam bir inançla Paris'e giden en kestirme yola koyuldum. Zaten kendimle baş başa kalma ihtiyacı da duyuyordum.
    Yol boyunca yazdıklarım okurlar için değildi. Şimdi, neredeyse dört yıl sonra, bu küçük not defterini elime alınca, beklenmedik bir hisse kapıldım ve bu metni tanımadığım kişilere gösterme arzusu, yabancı gözlere kapıyı ardına kadar açmanın dehşetine ve çekingenliğine baskın geldi. Sadece bazı çok özel değiniler çıkartıldı.
    -Werner Herzog
    Delf, Hollanda, 24 Mayıs 1978
  • Bugün Camiler Açıksa ve Ezan Sesleri Hâlâ Yankılanıyorsa Her şeyden önemlisi, “cami düşmanı” olmakla suçlanan Atatürk ve İnönü olmasaydı, bu vatanseverlerin kelle koltukta verdikleri o kutsal mücadele olmasaydı, 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkıp çoluk çocuk demeden korkunç bir katliama başlayan Yunanlılar, camileri yakıp
    yıkacak, ezanları susturacak ve işte o zaman camiler; ahır, tuvalet, eğ lence merkezi yapılacak, hatta Ayasofya’ya çan takılacaktı.
  • Benim;
    Çocukluğum 23 Nisan,
    Gençliğim 19 Mayıs,
    Zaferim 30 Ağustos,
    Cumhuriyetim 29 Ekim,
    Hüznüm 10 Kasım'dır!
    Destanım Çanakkale
    Başkomutanım Gazi Mustafa Kemal Paşa'dır
    💙💙
  • Konuyu hiç bilmeyenler için en baştan alıyorum.
    şule çet, 23 yaşında gazi üniversitesi sanat tasarım fakültesi tekstil tasarımı bölümü 2. sınıf öğrencisi. bir yandan okuyup bir yandan çalışırken, yarı zamanlı çalıştığı yerden kovuluyor. bunun üzerine çalıştığı yerin ortaklarından olan çağatay aksu isimli şahıs şule'yi 'gel abicim hallederiz benim yanımda çalışırsın' diye görüşmeye çağırıyor. 28 mayıs akşamı şule, çağatay aksu ve onlara katılan 3 kişi ile önce bir restoranda yemek yiyorlar, sonrasında şule'nin doğum günü olan 29 mayısa bağlanan gece 23:54'te çağatay aksu ve b.y. ile birlikte yelken plazanın 20'nci katındaki ofise geçiyorlar. o gece saat 01:48te şule ofisten çıkıp ev arkadaşını ''beni acil bir şey varmış gibi eve çağır'' diye arıyor. sonrasında saat 02:00da şule'nin attığı ''buradan çıkamıyorum, adam bana takmış. bırakmıyor” mesajı var. saat 04:00 sularında şule 20. kattan aşağıya düşüp ölüyor. olay intihar olarak geçiyor.
    ankara cumhuriyet savcılığı, olaydan sonra kayıplara karışan, 4 haziran gecesi gözaltına alınan çağatay aksu ve b.y., adli kontrol şartıyla serbest bırakıyor. haftada bir imza atmaya gidiyorlar ve yurtdışına çıkmaları yasak. çağatay aksu, ifadesinde çet’in camdan atlayarak intihar ettiğini belirterek, “kendisine engel olmaya çalıştım, atlarken tutmaya çalıştım ama başaramadım. atlamasın diye tutuğum sırada parmaklarımda sıyrıklar oluştu. abi kardeş ilişkimiz vardı. ‘yaşamak istemiyorum’ diyerek atladı” dedi. çet’in öldüğü sırada plazadaki ofiste çağatay aksu'nun beraberinde olan b.y. ise ifadesinde başka odada olduğunu, neler yaşandığını bilmediğini söylüyor. sağlık raporlarında çağatay aksu'nun parmağındaki yarayla ilgili olaydan 3 gün önce operasyon geçirdiğini beyan ettiği bilgisi var.
    şule 20'nci kattan kafa üstü yere çakılmış. intihar olsa kişi kendini attığında savrulma yaşar. burada kafa üstü düşmesi, fırlatma veya ayağından tutup atma etkisini gösteriyor. çağatay aksu ve beraberindeki b.y.'nin şule'nin düşmesiyle ilgili 155e ya da 112ye hiçbir aramada bulunmadıkları hatta plazadan çıkmaya çalışırlarken o sırada plazanın güvenliğini sağlayan görevlilere, şule'nin düşmesiyle çıkan gürültüyü "trafo mu patladı? ne oldu böyle?" diyerek, yanılttıkları belirleniyor. bir de çağatay aksu'nun yanında çalışan ve üç hafta önce işten ayrılan başka bir kadının da kendisinin de taciz edildiğini öne sürdüğü bilgisi mevcut.
    4 temmuz tarihinde sonuçlanan ancak içeriğine yeni ulaşılan otopsi raporuna göre şule ters ilişkiye zorlanmış, anal bölgesinde yırtılmalar ve bağırsak dokusunda bozulmalar mevcut. vücudunda darp izleri, kanında uyku getirici madde, tırnaklarının arasında ise çağatay aksu'nun deri kalıntıları var.
    bugün şule'nin ailesinin avukatı olan umur yıldırım ile görüştüm. kendisinin, dosyanın ilerleme süreci ile ilgili anlattıklarını aynen aktarıyorum.
    savcılık olaydan sonra inceleme amaçlı şule'nin telefonunu ve bilgisayarını alıyor, 1 hafta sonra içinde delil olmadığı gerekçesi ile geri veriyor. ailenin durumu kötü, davanın ilerlemesi için paraya ihtiyaçları var ve şule'nin telefonunu ve bilgisayarını satmayı düşünüyorlar. o sırada fark ediliyor ki hiçbirine hiçbir incelemede bulunulmamış. öyle ki şule'nin telefonu açılmıyor dahi. avukat, cihazları kendi imkanları ile incelettiğinde içlerindeki delillere ulaşıyor ve savcılığa tekrar teslim ediyor. bir de savcı otopsi raporunun hemen ardından izin alıyor ve şu an kendisi görevde değil. pazartesi günü görev başı yapıp, başsavcı ile görüşmede bulunacağı bekleniyor.
    susmak istemiyorsanız, yardım etmek niyetindeyseniz eğer; bu pislik, kanı, aklı, cinsi, soyu, sopu bozuk mahlukatların parası var. yine, genç bir kadının acısı ve canı bu parayla örtülmek isteniyor. avukat, daha önce basın organlarına ulaşmaya çalıştığını, geri dönüş alamadığını ve elinden geleni yapmasına rağmen süreç boyunca bir arpa boyu yol katedemediğinin üzüntüsünü yaşadığını söyledi. olayı sosyal medya üzerinden ulaşabildiğiniz her yere yayarak kamu baskısı yaratabilirsiniz. twitter'da #intihardegilcinayet #sulecet hashtaglerini kullanarak olayı yaymanız. bunun dışında yapacağınız herhangi bir platformdaki paylaşım da işe yarayacak. kadın cinayetleri ile ilgili yazılar yazan her gazeteciye de ayrıca mail atıyorum.
    avukat umur bey'e fiziken yapabileceğimiz bir şey var mı diye sorduğumda, salı günü adliye önünde basın açıklaması yapmak istediklerini, bunun kesinleşmesi durumunda ise bize ihtiyaç olduğunu söyledi.
    lütfen arkadaşlar, şule'nin yerine kendinizi, kardeşinizi, sevgilinizi koymanıza gerek yok. sadece insan olmak dahi 23 yaşında tecavüze uğrayıp katledilen bi kadının utancını taşımaya yeter. yardım edin.
  • "seviyorsun, mümkün. aranızda kurşun, yasak bölge var. sen genç, sevdan ölünecek kadar güzel! kanunu yapanlar ihtiyar."
    Ahmed Arif
    Sayfa 165 - Metis Yayınları - 1. Basım, Mart 2008