• 1.Rêbendan,kanûna paşîn,çile=ocak
    2.Sibat,reşemî=şubat
    3.Adar=mart
    4. Avrêl=nisan
    5.Gulan=mayıs
    6.Pûşber=haziran
    7.Tîrmeh=temmuz
    8.Gelawêj,tebax=ağustos
    9.Rezber,îlon=eylül
    10.Kewçêr,cotmeh,çiriya pêşî=ekim
    11.Sermawez,mijdar,çiriya paşî=kasım
    12.kanun,berfanbar=aralık
  • "Yeni kente, kentlerin kentine doğru aç, sefil, yalnız, guguklu mayıs gecelerinden düştük yollara ve sabah olup da öğrendik mi, ah bir kokunç olacak ki öğrenmemiz, yeni kentin asla var olmadığını, ah kentin asla var olmadığını öğrendik mi, bir on bin yıl daha kocamış olacağız ve soğuk ve acı olacak sabahımız, yalnız, ah yalnız; ve ancak özlem dolu trenler, onlar kalacak ve uzaklara hasret, gurbet acısından çığlıklarını azap dolu uykularımızın koynuna hıçkıracak yine, hırsla, zalim, büyük ve heyecanlı. Issız, soğuk raylar üzerinde geceleri acı çığlıklarını yine koyuverecekler. Ama artık Rusya’ya gitmeyecekler asla, yo yo, artık Rusya’ya gitmeyecekler, çünkü hiçbir lokomotif artık gitmeyecek Rusya’ya, hiçbir lokomotif artık gitmeyecek, çünkü hiçbir lokomo hiçbir lo-
    komo hiçbir lokomo hiç..."
    Wolfgang Borchert
    Sayfa 179 - Mayısta, Mayısta Ötüyordu Guguk
  • 23 Nisan'ın, uluslararası bir şenliğe dönüşmesi çok güzel bir şey. Bunun dünyada tek olması özgünlük de kazandırıyor ülkemize. Her yıl o günleri iple çekiyorum. TV'de gösterileri büyük bir tatla izliyorum. Başka bir şey bu...
    Yalnız bu yıl ilkellikle de, barbarlıkla da kolay açıklanmayacak iki tatsızlığa tanık olduk.
    Birincisi Türkiye temsilcisi olarak çocukların parlamento gününe katılan çocuğun giyimi. ABD'lisi, Macar'ı, İngiliz'i, Fransız'ı ulusal giysiler içinde boy gösterirken, bizim temsilcimiz koyu renk takım, ak gömlek, kravatla kürsüye çıktı. Aşağılık duygumuzda da tutarsızlık var diye düşündüm. 19 Mayıs'ta gençlere neredeyse çarşaf giydirecek bir anlayış, 23 Nisan'da ilkokul çocuğuna ulusal giysiyi çok görüyor. Çocukların parlamento gününde, dünyanın tek modern giyinen halkı olduğumuzu kanıtladık.
    İkinci tatsızlık ilkellik ve barbarlıkla belki biraz açıklanabilir. İçişleri Bakanı kürsüye çıktı ve yaptığı konuşmada "Atatürk'ün yurdu düşmanlardan kurtardığını, 23 Nisan bayramının buradan kaynaklandığını" söyledi. O anda meclis salonunda o düşmanların çocuk temsilcileri de vardı. Hem kardeşlik şölenine çağırıyorsun, hem de sizin gibi düşmanlardan kurtulduk diyorsun...
    Cemal Süreya
    Sayfa 12 - Yapı Kredi Yayınları
  • Ben 27 Mayıs darbesinde Çapa’nın ikiye bölünüşüne,147’liklerin hazin hikayesine,12 Eylül’de ise eğitim sisteminin tamamen çöküşüne tanık olmuş bir insanım.Darbelerin herseferindr en büyük darbeyi,bilime indirdiğini,gözlerimle gördüm.İzmir Cumhuriyet Mitingi’nde,”Ne şeriat,ne darbe,”dedim diye beni kürsüye çıkarmasınlat,sonra siz gelin beni darbeci yapın!Sizi gidi şaşkınlar!Bu arada dışarıya kulak veriyorum,gürültüler,bağırıp çağrışmalar,sloganlar duyuluyor.Kapı önünde toplanan insanlar,keşke böyle bağırıp çağırmasalar,bütün mahalleyi rahatsız etmeseler,diyorum.Sonra vazgeçip,haksızlığa karşı tepki göstermelerinin iyi bir şey olduğunu düşünüyorum.Çünkü halk koyun gibi tepkisiz olmamalıdır.Kısacası,çok karışık kafam!Ama bu okup bitenin,eğlenceli bir yanı da var.Benim evimin aranıyor olması çok komik!Avcılara bile tepki duyan kadının evinde silah aranması,komik ötesi!Yakında vakit dolduğunda,ben sessiz sedasız gideceklen başka bir hale dönüşürse som yolculuğum,bunun sorumlusu ben olmayacağım.İnanın,bu baskın olacak !”
  • 1933 yılının Ocak ayında Hitler'in başbakan olarak iktidara gelişine tanıklık ettik, 27 Şubat'ta, Reichstag binasının naziler tarafından kundaklanışı ve suçun komünistlere yıkılmasıyla iş büyüdü. Alman Komünist Partisi resmen kapatıldı. Önemli sayıda Alman yazarı ve bilgini, özellikle Yahudi olanlar ülkeyi terk ettiler, bunlar arasında ünlü bilgin Einstein de vardı. Mart seçimleri Hitler'in durumunu sağlamlaştırdı; 2 Mayıs'ta Paris'teki Alman Elçiliği'nin direğine gamalı haçlı nazi bayrağı çekilmişti. Bilginler ülkeyi terk ederken Cinselbilim Enstitüsü kapatılıyor, Hitler iktidarının aydınlara karşı giriştiği zorbalıklar hepimizi telaşlandırıyordu. Mayıs ayı içinde, Berlin Operası'nın Önündeki bir histeri mitinginde yirmi bini aşkın kitap yakıldı. Yahudi avı başlamıştı artık. Yahudilerin sürgüne gönderilmesi, ya da kamplara kapatılması henüz söz konusu değildi, ama Yahudilerin çevresinde planlı ve kasıtlı bir ağ örülüyordu; sürekli bir boykot salgını baş göstermişti ve Yahudiler yavaş yavaş açlıkla başbaşa bırakılıyorlardı.
    Simone De Beauvoir
    Sayfa 54 - PayeI Yayınevi - 5. Basım: Haziran 1997 - Fransızca aslından çeviren: Erdoğan Tokatlı
  • "Kurt önüne gelmiş taze kuzuyu mu yer, yoksa kart koyunu mu? Biz kuzuyu bulacağız."
    Kimin bu sözler?
    Yassıada duruşmaları için özel olarak seçilip eğitim gören 120 askerden biri olan Muzaffer Erkan'ın yıllar sonra anlattığına göre mahkeme başkanı Salim Başol'un sözleri...
    Devrik Cumhurbaşkanı Celal Bayar ilk duruşmada "Bugüne kadar işlenmiş ne suç varsa, vebali üzerimdedir, asacaksanız beni asın" deyince, güç zehirlenmesine uğramış ve müthiş kaba bir dile sahip Başol böyle cevap veriyor.

    ***
    Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu'nun 16 ve 17 Eylül 1961'deki idamlarının üzerinden 57 yıl geçti.
    27 Mayıs darbesini ve sonuçlarını çok konuştuk, tartıştık, sorguladık.
    Yine konuşur, tartışır, sorgularız.
    Fakat sürekli hafif geçtiğimiz, hatta üzerinde durmayı unuttuğumuz şeyler de var.
    Kamuoyu olarak, millet olarak işin "psikolojik savaş" tarafını hâlâ anlamış ve atlatabilmiş değiliz.
    Yani darbelerin "darb" eden, deviren, yıkan tarafına odaklanıyoruz ama zihnimizi yeniden düzenleyen yanlarını es geçiyoruz.
    Mesela Menderes ve arkadaşlarının ne kadar "uyduruk" gerekçelerle (ve elbette devrilmelerine neden olan asıl dinamikleri saklayarak) suçlanıp idam edildikleri konusu yeterince dikkatimizi çekmiyor.
    Oysa geçmişi bilmek geleceği iyileştirmeye yarayacaksa, asıl bu "zihin operasyonları" üzerinde durmamız ve hazırlıklı olmamız gerekir.
    ***
    Soru şu...
    Yıkan, yakan, asan, kesenler her şeyi söyleyebilirler...
    Ama biz niye onlara kanarız, nasıl o oltaları yutarız?
    Düşünebiliyor musunuz, Menderes'i idama götüren suçlar arasında "kanuna aykırı olarak 1957 seçimlerinin tarihini erkene aldırmak, Kırşehir'i gayrı kanuni olarak il yapmak" gibi suçlar(!) da vardı.
    Düşünebiliyor musunuz?
    Mahkûmiyetine neden olan 12 dava içinde "zimmetine para geçirmek" gibi ciddi iddialar da vardı ama dönem geçtikten sonra bunları ciddiye alan CHP'li vekil bile kalmadı.
    Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu'nun durumu da farklı değil.
    Küçük bir örnek...
    Mahkeme döneminde Paris'teki elçilik binası "Zorlu'nun satın aldığı şato" diye adlandırılmış, zihinler günlerce o görüntülerle yıkanmıştı.
    Peki Zorlu'nun yeni ve milli bir Kıbrıs politikası inşa ettiği için İngiltere ve ABD'yi rahatsız etmesini o gün ve bugün doğru düzgün konuşabildik mi? Hayır!
  • Benim aziz Leylâm, sevgili belâm,
    Gözlerinden öperim. O güzel burnuna yıldızlarca öpücük....Bana yaz! Ben daha buradayım.
    Kendine iyi bak. Bir daha hiç bir ana doğurmaz seni..