(...) Yine anlaşılmadığının ve daha uzun yıllar boyunca “acaba mı?” gibisinden bakılacağının farkındayım. Onun için daha basit örnekler vereceğim. Meselâ geçen gün Cağaloğlu’nda bir kitabçının camında şöyle bir afiş gördüm:
-“Asr-ı Saadetteki İslâm’ı yayacağız!”
Nasıl olacak bu? Sen Peygamber misin? Değilsin… Senin çevrende “Sahabîler” gibi bir örnek ümmet kadrosu mu var? Yok… Sen Asr-ı Saadetteki vasıtalara mı sahibsin; tıpkı onlar gibi yaparak mı İslâm’ı yayacaksın? O da değil… Beytülmal kuracak mısın, zekât toplayacak mısın, cihad edecek misin?.. Söz konusu bile değil… Eee?..
Daha çok soru sorarım ama, dikkat ederseniz, “aynısı” olmayı geçtik, “gibi”sine geldik, oradan da haber yok… Durun ben ne yapacaklarını tahmin edeyim:
“Ey Müslümanlar, Asr-ı Saadetteki İslâm işte budur” diye kitablar yazacaklar, onları şu kalitede bir kâğıda basacaklar, şuradaki ve buradaki kitabevlerine dağıtacaklar, şu ve bu gazete, dergi ve internet sitelerine reklam verecekler, şu kadar miktar satacaklar, bu kadar para kazanacaklar… Peki, şunu sorayım: Bunların hangisi var Asr-ı Saadette? Hiçbiri…
Özetle din sömürüsü yapacaklar. Emin olun, başka hiçbir şey değil…
Yetmez mi bu kadar sahtekârlık, sahte Müslümanlık? İslâm bunlar için bir dâva değildir. İslâm bunlar için bir çıkar aracıdır. Bununla para ve şöhret kazanırlar. Onların gençlerine bakın: İslâm’ı “âhiretlik” bilirler. Orta yaşa gelince, geçim derdine girince, bu sefer İslâm onlar için “dünyalık” olur, geçim vasıtası olur, kazanç kapısı olur.
__Ben senelerdir müşahede ederim bu ortamı: Hiç değişmez… Şu üniversitelerdeki gençliği, özellikle; ki onlar üzerine çok zengin intibâlarım var, belki bir gün kitablaştırırım da… Şöyle diyeyim: Gençliğin dinamizmini işte böyle sahtekârlıklarla, dolandırıcılıklarla