"Yarın kader seni huzurlu bir aileye
yerleştirecek, beni ise mücadelenin, savaşın ortasına atacak.
Sen güzelliğine ve erdemine nail olma şansına sahip birinin evindeyken ben acı ve korku içinde yaşıyor olacağım. Sen hayat kapısının eşiğinden geçerken ben ölüm kapısını arala-yacağım. Sen gittiğin yerde hoş karşılanırken ben yalnızlık içinde var olacağım fakat ölümün vadisinde aşktan bir büst inşa edip ona tapacağım. Aşk olacak tek tesellim. Şarap gibi içip elbise gibi giyeceğim aşkı. Şafak vakti aşk beni uykumdan uyandırıp uzak bir bahçeye götürecek, geceyse ağaçların gölgesine taşıyacak beni ve kuşlarla birlikte saklanacağım güneşin yakıcı sıcağından.”
Çamlıca'da bir delikanlı, çekingen...
Sanki tutmuyormuş gibi, elini tutuveriyor sevdiğinin...
Kalbinin sesi İstanbul'u sallıyor...
İstanbul'da aşk, İstanbul gibi oluyor...
Bugün , aslında o gündür
hatta belki son gündür
ne bir mektup yazmaya vakit var artık
ne bir gül koparmaya dalından
derin bir nefes çekip bu ağır havadan
adını hatırla
adını hatırla
bir ezan duyacaksın, o ezan;
Ak-aydınlık, çekecek gönlündeki perdeyi...
yaşanmamış günlerin akacak,
bir caminin şadırvanından...
seni yakacak...
bugün aslında son gündür...
Var-düşün nasıl bir aşk sığar bu zindana
bir mısraya bile vakit yokken
aşk sığar mı zamana?