Ortada ne sahiden bir seçkinlik, ne yükselen bir kültürel yapı, ne siyasî bir tercih, ne iktisadî bir nizam var.
Ortada korulardan, tepelere yağma edilen bir İstanbul var.
Ve bu yağmanın üzerinde anlamsız bir tartışma:
İstanbul tükendi. Hani bir vakitler bir yabancının Osmanlı için söylediği bir söz vardı: “Şu Osmanlı ne menem bir yapı imiş ki, biz dışarıdan, Siz içeriden yüzyıllardır vuruyoruz hâlâ yıkılmadı” …
Hayfâ ki, o çoktan yıkıldı, şimdi sahnelenen oyun bir cesedin üzerinde cereyan ediyor.
Mutsuzluk alışkanlık yapar ve bulaşıcıdır; sokakları, apartmanları bir sarmaşık gibi sarar ve mutsuzluğa alışan insanların tekrar mutlu olabilmeleri için mutluluk denilen şeyin varlığını unutmaları gerekir. Zaten mutluluk diye bir şey yoktur, esas olan hüzündür. Mutluluk olarak görünen şey, diz çöken beli kırılan insan için merhamete gelen hüzününün kısa süreliğine kendini gizlediği bir illüzyondur. Şapkasından mutluluk çıkaran sihirbazlar, en mutsuz insanlardır.