Her şeyi kabullenebilirim; hatayı, eksikliği, yanlış anlaşılmayı… İnsan dediğin kusurludur, bunu bilirim. Ama vefasızlık bambaşka bir şey. Çünkü vefa, bir insanın karakterinin en çıplak halidir. İyi gününde yanında olup kötü gününde sırtını dönen biri, aslında hiç yanında olmamıştır; sadece o anın konforunu paylaşmıştır.
Benim için vefa, hatırlamak demektir. Birlikte yürüdüğün yolları, paylaşılan ekmeği, edilen bir çift güzel sözü unutmamaktır. Zor zamanlarda sessizce yanında duranları, kimse görmezken sana omuz olanları aklında tutmaktır. İnsan en çok da böyle zamanlarda belli olur zaten. Çünkü herkes güneşliyken gölge yapar, ama asıl mesele yağmur yağdığında ıslanmamayı değil, birlikte ıslanmayı göze alabilmektir.
Bu yüzden vefasızlık bana sadece bir davranış gibi gelmez; sanki geçmişi inkâr etmek, yaşanmışlıkları yok saymak gibi gelir. Oysa ben, yaşadığım hiçbir şeyi yok saymam. Kırılmış olsam bile hatıraları çöpe atmam, çünkü onlar benim kim olduğumu şekillendiren parçalar. Ama bir insan, tüm o ortak geçmişe rağmen sırtını dönebiliyorsa, işte orada içimde bir şey sessizce kapanır. Kapıyı çarpmam, bağırmam, hesap sormam… Sadece o insana dair beklentimi kalbimden usulca çıkarırım. Çünkü şunu öğrendim: Vefasız insana kızarak değil, mesafe koyarak huzur bulunur. Ve bazı insanlar hayatından çıktığında, aslında bir şey kaybetmezsin; sadece değer vermeyi bilmeyen birini geride bırakmış olursun.