Karakter sahibi olmak dışarıdan bakıldığında sakin, hatta sıradan bir şey gibi görünür. Oysa işin içinde ciddi bir bedel vardır. Karakter; her ortamda şekil değiştirmemektir, işine geldiğini konuşmamaktır, yanlış olduğunu bildiğin bir şeye susmamaktır. İnsanların çoğu huzuru doğruda değil, uyum sağlamakta arar. Bu yüzden net olan, sınır koyan, eğilip bükülmeyen insanlar rahatsız eder. Kimseye saldırmasan bile duruşun bazılarına ayna tutar. İşte asıl sorun da burada başlar.
Karakterli insan düşmanını sözle değil, varlığıyla kazanır. Çünkü çıkar düzeniyle yürüyenler, ilkeyle yaşayanlardan hoşlanmaz. Sen sessiz kalmayı seçtiğinde bile “neden benim gibi değilsin” sorusu doğar. Herkese evet demediğin için kibirli, haksızlığa boyun eğmediğin için sorunlu ilan edilirsin. Oysa mesele senin zor biri olman değil, kolay yönlendirilemeyen biri olmandır.
Bu yol genellikle yalnızlıktan geçer. Kalabalıklar azalır, dost bildiklerin sessizleşir. Ama iç huzur artar. Çünkü karakter, başkalarının onayına değil, insanın kendi vicdanına yaslanır. Düşman kazanmak bu yüzden bir kayıp değildir. Aksine kim olmadığını, kimin tarafında durmadığını gösterir. Karakter; sevilmekten vazgeçip kendin olmaya cesaret etmektir. Ve bu cesaret, herkese iyi gelmez.