Bazen biriyle konuşmayı başlatmak içimden gelmiyor. Kimseyle bir problemim yok ama ilk adımı atmak bana ağır geliyor. Bu bir mesafe koyma çabası da değil, sadece bir yorgunluk hali. Sürekli anlayan, soran, toparlayan taraf olmaktan sonra insan geri çekiliyor. Artık biri benimle konuşmak isterse, gerçekten istediği için gelsin istiyorum. O zaman sohbet anlamlı oluyor. Aksi halde susmak daha dürüst geliyor. Çünkü herkes konuşmak istemiyor, çoğu sadece kendi sesini duymak istiyor. Ben de bu yüzden sessizliği seçiyorum; kendimi anlatmak için değil, anlaşılmak için konuşmayı tercih ediyorum. Bu alışkanlık beni zaman zaman yalnız bıraksa da, gereksiz ve yüzeysel bağlardan da uzak tutuyor. Herkesle konuşabilmek değil, doğru insanla konuşabilmek önemli.
Okumak, dışarıdan bakıldığında hiçbir karşılığı yokmuş gibi duran bir uğraştır. Ne alkışı vardır ne de hemen sonuç verir. İnsan saatlerini verir ama elinde gösterilecek bir şey kalmaz. Bu yüzden çoğu kişiye boşuna bir yorgunluk gibi gelir. Oysa okuma, insanın iç dünyasında sessizce birikim yapar. Zihni eğitir, sabrı öğretir, düşünceyi derinleştirir. Bir gün gerçekten okumuş biriyle yan yana geldiğinde bunu anlarsın. Konuşurken bağırmaz, iddia peşinde koşmaz. Meselelere yüzeyden değil, kökten yaklaşır. Az konuşur ama sözü yerini bulur. İşte o an fark edersin: Okumak zaman kaybı değil. Kimse görmese de insanı başka bir seviyeye taşıyan, sessiz ama kalıcı bir inşa sürecidir.
Birisi bana şunu sordu:
"Neden bazı insanlarla hiçbir açıklama yapmadan konuşmayı bırakıyorsun?"
Çünkü insanlar bana ne yaptıklarını biliyorlar. Yetişkin bir insana herhangi bir sey söylemeyecegim.
Sen nasıl hareket etmek istediysen
öyle hareket ettin ve ben de saygıyla yolundan çekildim.
Kendinle barışmak, geçmişte halledemediğin meselelerin kavgasınının sesini içinden kısmakla başlıyor. Yapamadıkların için kendini cezalandırmayı bırakıp, elinden geleni yaptığını kabul ettiğinde huzuru bulacaksın. Her düştüğün yerde ayağa kalkamamanın da insana dair olduğunu, yorulmanın bir kusur değil ihtiyaç olduğunu fark ettiğinde kendini affedeceksin. Aynaya bakıp eksiklerini saymak yerine, hâlâ ayakta oluşunu takdir ettiğin gün, içindeki kavga dinecek. Çünkü insan en çok kendine yük oluyor; yük olmaktan vazgeçtiğinde ise ruh, ilk kez derin bir nefes alıyor.