Öbek öbek karların yağdığı bir gece Nasreddin Hoca ile hanımı çok üşümüşler, gece yorgan yetersiz kalmış, ellerine ne geçerse örtünüp, yatmışlardı. Hanımı iç çekti:
"Efendi! Elde avuçta yok, para kazanmıyorsun. Bir gün gelir, olur deyip kanaat edeceğiz diye fazladan bir yorgana bile sahip olamadık. Şimdi iki yorganımız olsaydı da rahat rahat örtünseydik, ne olurdu? Üstüme şunu bunu örtmek olmuyor. Biri uzun gelir, öbürü kısa gelir;derken biri bir tarafa kayar, öbürü başka bir yana toplanır. Eh, ne yapalım? Geçmiş zaman, benim babam... " diyerek hocanın senelerden beri dinlediği ve ezberlediği sözlere başlayınca hoca mırıldandı:
"Yok, hanım... Ben uykusuzum, dırdır istemem. Güzel güzel uykunu uyu bakayım! " Hanımı susmak bilmeyince hoca:
"Dur, hanım, buldum! " deyip yataktan kalktı. "Sana kıyamet kadar pamuk getireyim. İstediğin kadar yatak yap, yorgan yap. " Kenarda duran bir çuvalı aldığı gibi doğru avluya indi. Karları çuvala doldurmaya başladı. Kadın pencereden seyrederek:
"Be adam! Bu ayazda kar ile oynayarak kendini hasta edip başıma bir dert daha mı çıkaracaksın? Ne yapacaksın onları? " Hoca, avuç avuç karı havaya savurdu:
"İşte sana gökte biten bir sürü pamuk." Hanımı:
"Ayol! Hiç kar, adamı ısıtır mı? " deyince hoca şu cevabı verdi:
"Isıtmayacak olsa babalarımız, dedelerimiz altında yumuşacık, sıcacık yatıp mışıl mışıl uyurlar mı? "
İmam-ı Gazali Hazretleri, Kimya-i Saadet isimli eserinde bakırı altın yapacak kimyanın, sıradan insanların sandığında değil, padişahların hazinesinde olduğunu söyler. Bunun gibi, ebedi saadet kimyası da, irşat kimyası da Allah-ü Teâlâ'nın rububiyet hazinesindedir. Bu hazinelerin yeri de peygamberlerin, Allah dostlarının, mürşid-i kâmillerin kalpleridir. Peygamberler ve evliyanın keşfi kimyaya benzer. Âlimlerin ilmi de altına benzer... "