"Sahi bre Ali, yaşamamız, ölmekten bu kadar korktuğumuz, yaşamak ne işe yarıyor? Uğruna bu kadar alçaldığımız, zulmettiğimiz, haram yediğimiz, insan öldürdüğümüz yaşamak ne işe yarıyor?
Sultan Birinci Mahmud Han zamanında İran ile yapılan savaşlardan sonra 1746 yılında hükümdar Nadir Şah, Osmanlı Devleti'ne bir heyet göndererek sulh talep etmiş ve bazı şartlar öne sürmüştü. Bu şartlar arasında;Osmanlı sultanından, Câferiliği beşinci mezhep olarak resmen kabul etmesini, bunu halife sıfatıyla tasdik etmesini, Harem-i Şerif'te, Kâbe-i Muazzama çevresinde bulunan dört mezhebe mahsus mahallerin yanına beşinci olarak Câferilik mezhebi için de bir yer yapmasını, İran hacılarının hacca gelmelerine müsade edip, hacı kafilesine İranlı bir emirü'l-hac tayin etmesini isteyen bazı maddeler bulunmaktaydı. Osmanlı sultanı ise, İran şahına isteklerinin asla kabul edilemeyeceğini bildirdi.
İslam'ın temel kaidelerine vakıf değillerdir.Yabancı kültürlerin tesirinde kalıp "nass"olarak ifade edilen İslam'ın kesin hükümlerini te'vile tâbi tutarlar. Kur'an-ı Kerim'in getirdiği emirlerin yaşanan devrin özelliklerine göre yeniden yorumlanmasını, modern tabirle güncellenmesini isterler.
Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.
Sayfa 45 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu