(Ey) Türk, Oğuz beyleri (ve) halkı, işitin! Üstte(ki) gök çökmedikçe, altta(ki) yer (de) delinmedikçe, (ey) Türk halkı, (senin) devletini (ve) yasalarını kim yıkıp bozabilirdi?
İnsanların özgür irade ile iyi ve kötü eylemler arasında seçimde bulunabilmeleri bu inançların sonuçları hakkında doğru inançlara sahip
olmaları gerekmektedir. Çünkü çoğu zaman bir eylemin iyilik kötülüğü sonuçta meydana getirdiği iyi veya kötü etkiye bağlı bir meseledir. Başka bir kişiyi tekmelemek kötüdür; çünkü bu ona acı verecektir. Açlıktan ölmek üzere olan bir kişiye yiyecek vermek iyidir; çünkü bu onun hayatta kalmasını sağlayacaktır. Bu durumda eğer Tanrı bize iyi ve kötü arasında seçimde bulunma hakkı ve imkanı verecekse, o zaman bize eylemlerimizin sonuçları hakkında doğru inançlar vermeli ya da doğru inançlara erişmemize imkan vermeli; daha basit bir ifadeyle "eylemlerimizin sonuçlarının bilgisini” vermelidir.
Peki, Tanrı bize bu bilgiyi nasıl verecek, bize bu bilgiyi nasıl erişilebilir kılacaktır? Tanrı belki eylemlerimizin etkileri ile ilgili güçlü doğru inançları zihnimize yerleştirebilir ya da bizi zaman geçtikçe böyle inançların daha fazlasını tedricen bulacak şekilde yaratabilir. Fakat, Swinburne'e göre, bunlar aşikar bir bilgi veya gözleme dayalı bir inanç düzeyine ulaşmazlardı. Hidrojeni tutuşturursam bir patlama olacağına dair inancım, temel veya içgüdüsel türden bir inanç değil de daha önceki gözlemlerime dayalı bir inanç olursa, bu çok daha fazla tasdik edilmiş bir inanç veya açık bir bilgi olmuş olacaktır. Buna göre, iyice tasdik edilmiş olması ve eylemlerimiz için daha sağlam bir temel oluşturması için, İnançlarımızın veya bilgimizin, daha önce yaşanmış veya gözlenmiş tecrübeyle desteklenmiş olması gerekmektedir.