Aşk akılsız başın ,bir korkuluktan sarkar gibi ruhun derinliklerine bakması mı...
Ruhun sınırlarını işgal edip seni kıskavrak yakalayıp kelepçelemesi
yada her düşündüğünde,her şeyi düşündüğünde ilk önce onun mu aklına gelmesi...
Aklına geldiğinde kalbine çektiğin nefeste, onunda nefesinin olması mı...
Göğsünde bin yıllık tabletler gibi onunda adının yazması mı...
Adının kulaklarımda çınlaması mı aşk...
Aşk kibrit alevinin elini yaktığı gibi yüreğininde göre göre yanması mı...
Aşk belkide duvarlara seni seviyorum yazmaktı diğerlerinin romanlarını şiirlerini yazdığı gibi...
Aşkı keşfetmek lazım, tahta bir gemide denize açılmak gibi
gece gündüz onu aramak
o bilmese bile
eğer aşk yoksa o zamam icat etmek lazım
her halde yazının icadından zor olmasa gerek
Yada bulduk icad ettikde haberimiz mi yok
o kadar med cezirlere rağmen
sayamıyorum artık kaç ayrılık oldu
kaç yangın
kaç uykusuz gece
kaç yüz tane
bin tane
yıldızlar kadar rüya
bugün burdayım yarın orda
diğer gün ne farkeder hep yanımdasın işte...
ruhumda sanki
Kitap sayfalarının içinde yazılmış bir nevi mürekkep gibi yaratılmış
canlandırılıp karekter verilmiş
harflerin ,hecelerin ,kelimelerin çıkıp
göremediği algılayamadığı yaratıcısına
-beni sen mi yazdın sen bize benziyorsun ki demesi
veya sayfaların 1 2 3 .... diye sıralanıp senin hayatında bu tür sıralama yok bu sıralamalar da mantıksız demesi ne kadar saçma ise...
bilinen dört beş boyut içinde yaratılan insanın boyuttan mekandan ve zamandan münezzeh olana:
-beni sen mi yarattın hani göremiyomki
veya bizde zaman saniye var sende niye yok demesi kadar saçmadır...
"O´nun benzeri hiçbir şey yoktur. O herşeyi işitir, görür."
ŞURA 11"
Kitaptaki istediği sayfayı açıp bakmasıda kader dir...