“Beyaz Geceler” Dostoyevski’nin, 1948 yılında, henüz 27 yaşında iken, bir gazetede yayınlanmak üzere tasarlayarak kaleme aldığı, saf, sade, sıcacık ve fazlasıyla melodramatik bir uzun öyküsüdür.
Öykünün konusu, Dostoyevski’nin hayalperest diye tanımladığı ve kendisine bir isim vermeyi dahi fazla bulduğu 26 yaşındaki sefil bir adam ile 17 yaşında güzel, cahil ve fakat her zaman olduğunun aksine, -cehaleti ve güzelliğine rağmen- merhametli Nastenka arasında geçen ve 4 beyaz gece içerisinde doğup gelişen ve neticeye bağlanan acı bir aşk hikâyesidir.
Bu 26 yaşındaki “sefil” hayalperest, 8 yıldır Petersburg’ta yaşayan, öykünün sonlarına doğru öğrendiğimiz üzere çok fazla olmasa da düzenli bir geliri olan, hayal kurmaktan yaşamaya fırsat bulamamış ve pek çok şeyi kaçırmış zarif bir Dostoyevski bedbahtıdır. 8 yıldır yaşadığı kentte tek bir tanıdık dahi edinemeyen bu adam, zaruri yalnızlığını, yalnız bir adamın muzip, hastalıklı, zengin ve derin iç dünyası ile kentin mekanik işleyişi arasında kurduğu arkadaşlık ile teselli etmektedir.
İsimsiz kahramanımız, birbirinin aynı nice sefil günlerinden birinde, Petersburg şehrinin mekanik akışına o sabit, acınası, kimse tarafından fark edilmeyen köşesinden şehadet etmekteyken talih yüzüne güler. Köprübaşında ağlayan kederli bir tazeye rast gelir. Zayıf iletişim teşebbüsü tazenin zarif reddiyle karşılaşır. Fakat talih kendisine melodramatik bir şekilde gülümser ve tazenin başına, bu sefil adam için kahraman olma fırsatını yaratan o kart zamparayı musallat eder. Budaklı sopa ve bu beyaz gecelerde bir miktar melodramatik olmaya kararlı talih sayesinde, kederli genç tazeyi bu geçkin tacizciden kurtarır.
İsimsizliğinin yanına bu talihli kahramanlığı ekleyen hayalperestimiz, büyük bir coşkunlukla girer sohbete. Kahramanına minnet ve