Annesi, çocukluğun insanın ayağını yerden kesip onu ötelere taşıyan büyük, mavi bir dalga olduğunu söylemişti bir keresinde ve tam bunun sonsuza dek süreceğini sandığın sırada da ortadan kaybolup giderdi o dalga. Ne arkasından koşabilirdin çocukluğun ne de tutup geri getirebilirdin. Ama o dalga, yok olmadan önce ardında bir armağan bırakırdı kıyıya: bir deniz kabuğu. Deniz kabuğunun içinde de çocukluğun bütün sesleri olurdu. Bugün bile, gözlerini kapatıp kulak verdiğinde duyabilirdi onları.
O gün Solmaz'ı görmüştü Mahir.
Solmaz, Mahir'e ilk defa gülmüştü.
Kiraz gülüşü nedir, bilmişti Mahir.
Gül nasıl açar, görmüştü.
İçinin Solmaz'ın dudaklarıyla eş açılması bundandı.