İnsanın insana eziyeti, insanın hayvana eziyetiyle başlıyordu. "Öldürme" arzusu önce hayvanların üzerinde test ediliyor, sonra insanların üzerinde uygulanır hale geliyordu. Hakir görme, nefret etme, işkence etme ve son olarak can alma... Hepsi yanlıştı, hepsi korkunçtu, hepsi günahtır. Bir insanın Allah'ı sevebilmesi için önce bütün canlıları sevmesi gerekmez miydi?
Benim hayallerim pırıl pırıldı. Çoğu çocuk kazanmanın, zengin olup her şeyi satın almanın hayalini kurarken ben ise sevmenin, sevilmenin ve hayatı daha çok canlıya paylaşabilmenin hayalini kuruyordum. (...) Zamanla hayallerin yalnızca maddi kazançlar üzerine kurulmadığını fark etmiştim. Hayallerin şekillerle, renklerle, sayılarla dahi tarif edilebileceğini keşfetmiştim. Bana göre hayaller bin bir farklı biçimde olabilir, hiç durmadan süslenip daha da güzelleştirilebilirdi. (...) Bir sokak çocuğu olarak görünürde hiçbir şeye sahip değildim belki, fakat ben hayalini kurabildiğim her şeyin sahibiydim. Çünkü gözde değil, gönüldeydi meselem benim.
Bizim için hiçbir şey güllük gülistanlık değildi. Biz bir gül bahçesinde bitmiş yaban otlarıydık; güllere zararımız dokunmasın diye koparılıp atılıyor, bahçeden uzaklaştırılmaya çalışılıyorduk. Bütün çabamız uzaktan seyretmek zorunda kaldığımız o güzeller güzeli bahçede bir yer edinme umudundan ibaretti.