Öncelikle söze nereden başlayacağımı bilememekle birlikte şöyle söylemeliyim ki kitap bi önceki seriler kadar beni heyecanlandırmadı. Aslında heyecanlandırmaması normaldi. Zeze artık büyümüş, genç bir delikanlı olmuştu. Yaramazlıklarının yerini gerçek yaşam kaygısı ve bulunduğu hayatı sorgulama almıştı. Kendi benliğini ve ne olmak istediğini sorgulayan farklı bir Zeze vardı karşımızda.(Burada Zeze ile ortak noktada buluştuğumu hissettim. Ben de onun gibi anlam arayışı içerisindeydim.) Bu yüzden kitabın ilk kısmındaki değerlendirmede yazdığı gibi kitap; olaylardan çok, psikolojik tahlillerin ele alınmasından oluşuyordu. Yine de sonun böyle havada değil de daha güzel olmasını bekledim.
Örneğin evlatlık alındığı aileyle arasının düzelip düzelmediği, kendi ailesine kavuşup kavuşmadığı/kavuşmayacağı vb kısımları ele alış şeklini merak etmedim değil. Ona rağmen puanım 8. Okumaktan keyif aldığım bir yazardı. Diğer eserlerini de okumayı düşünüyorum. Teşekkürler efenim. :)
Öncelikle Şeker Portakalı’nın devamı niteliğinde olan bu kitabı da en az Şeker Portakalı kadar sevdim. Afacanlıkları, cesurca yaptığı yaramazlıklar, hayal gücünün eseri cururu kurbağasının sesini dinlemesi, bunların hepsi Zeze’yi sevmemi sağlayan şeylerdi. Çünkü Zeze’yi Zeze yapan bunlardı. Ancak bazı kısımlarda, özellikle yaramazlığının zirve yaptığı yerlerde, Zeze’ye kızmadım değil. Bu kızgınlık yaramaz bi çocuğa duyulan tatlı bir kızgınlıktı. Tıpkı kitaptaki Fayolle’nin kızışı gibi :) Bazı kısımlarda ise okurken kendi kendime güldüğümü fark ettim. Kısacası okumaktan hiç pişman olmadım. Çok güzeldi. Bu serinin devamı olan ve son kitap olan Delifişek’e geçeceğim. Umarım o da diğerleri gibi güzeldir ve umarım Zeze ile son vedalaşmamız harika olur. :)
Monptit, hayat budur işte. Hep giden birileri olur. Ne yürek unutur ne özlemler ölür. Bunlar sevgimizde yaşamaya devam eder. Ama birileri, zamanı geldiğinde gitmek zorundadır.