“Bakın, olup bitenleri idrak eden bizlerle karanlıkta şuursuzca debelenip duran kitleler arasındaki fark şudur; biz kendi sınırlarımızın farkındayız.Onlarsa bu türden sınırları olduğunu inkar ediyorlar.Bizden bu bilinmeyen boşluğu doldurmamızı talep ediyorlar.Zira onlar bilinmezliğe tahammül gösterme kabiliyetinde değiller.Ama bizler hakikat diye bir şey olmadığının idraki içinde olduğumuzdan onları boş hayallerle,uydurulmuş hikayelerle avutabiliriz.”
‘İnancımızın bize öğrettiği en yüce bilgi nedir biliyor musun?’ Diye sordum.Bilemeyince de sırrı onunla paylaştım.’Hiçbir şey gerçek değil,her şey mübah.’
“...beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum, ben Van Gogh’un resmi değilim, öldükten sonra beni müzeye koyamazsınız.”