İnsanın gördüğü her şeyin birer indirgeme olduğunu biliyordu Nora. İnsanlar dünyayı üç boyutlu görüyordu. Bu da bir indirgemeydi. İnsan en nihayetinde sınırları olan, her şeyi genelleyen, otomatik pilotta yaşayan, zihnindeki dolambaçlı yolları düzleştiren bir yaratıktı ve tabii ki bu yüzden sürekli kaybolup duruyordu.
Nora kendini kabullenmekte baştan beri zorlanmıştı. Kendini yetersiz hissetmediği bir zamanı hatırlamıyordu. Annesiyle babası da güvensiz insanlar oldukları için, bu hissi körüklemişlerdi.
Bu kez kendini bütünüyle kabullenmenin nasıl bir şey olacağını hayal etti. Yaptığı bütün hataları. Vücudundaki bütün lekelerle izleri. Ulaşamadığı bütün hayalleri ve bütün acılarını. Bastırdığı bütün arzu ve istekleri.
Her şeyi kabullendiğini hayal etti. Doğayı kabullendiği gibi. Bir buzulu, kutup martısını, denizde sıçrayan bir balinayı kabullendiği gibi.
Kendini doğadaki muhteşem garipliklerden biri olarak gördüğünü hayal etti. Elinden geleni yapan duyarlı bir hayvan gibi. Böyle böyle, özgür olmanın nasıl bir şey olduğunu hayal etti.
Bu işi yapmak yerine "Bu işi yapmam gerek," diye dolanıyorum. Oysa motivasyonum, iradem, yeteneğim ve bunu yapabilecek her türlü olanağım var. Ve bunu yapmam gerektiği de ayağımı bastığım toprak kadar gerçek.
Hamlet: Bir adam kralı yiyen bir kurtla balık tutabilir ve sonra da kurdu yakalayan balığı yiyebilir.
Kral Claudius: Bununla ne demek istedin?
Hamlet: Hiçbir şey. Sadece bir kralın da bir dilencinin bağırsaklarından geçebileceğini göstermek istedim.
"Şimdi sen burada şu dua kitabından bir şeyler oku, böylece yalnız olman göze batmaz. Hem insanlar bunu hep yapar, gerçek niyetlerini maskelemek için dini kullanırlar."