mecelle

mecelle
@mecelle
"O Ramazan ayı ki: İnsanları irşad için hak ile batılı ayıracak olan, hidayet rehberi ve deliller halinde bulunan Kur'an o ayda indirildi. Sizden, her kim bu aya erişirse onda oruç tutsun. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, sizin için zorluk değil kolaylık diler. Allah, belirlenen günlerin sayısını tamamlamanızı ve size doğru yolu gösterdiğinden, Kendisini yüceltmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz." -Bakara 185 Ashab-ı Kiram Ramazan-ı Şerifin gelmesiyle birbirini tebrik eder, "Sana müjdeler olsun! Ramazan ayına giriyoruz." diyorlardı. "Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duâları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır." -Hâdîs-i Şerîf (Taberânî) Ebu Hureyre (ra)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek, Ramazan Ayı’nda oruç tutarsa, Allah onun günahlarını affeder.” (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesai) Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sanki kıyameti ve cehennemi görüyordu. Onun için buyurmuştur ki: “Eğer benim ümmetim, Ramazan ayında kendileri için neler olduğunu bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi.” (Zübdetü’l Vaizin) Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, bir gün minbere çıktı. Birinci basamağa çıkınca “Amin” dedi. Sonra ikinci basamağa çıktı “Amin” dedi. Sonra üçüncü basamağa çıkınca, yine “Amin” dedi. Daha sonra şöyle dedi: “Bana Cebrail gelip: ‘Ya Muhammed! Kim Ramazan’a erişir de bağışlanmazsa, Allah onu (ilahi rahmetinden) uzaklaştırsın.’ dedi. Ben de ‘Âmin’ dedim. Sonra Cebrail: ‘Kim ana-babasına veya onlardan birine (yaşlılığında) yetişir de cehenneme girerse, Allah onu (ilahi rahmetinden) uzaklaştırsın.’
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Akıl ne zaman halis olur? Size bir cevizi misal vereyim. Ağaçtan taze yeşil bir ceviz düşse hemen alıp yemeye başlasanız, ağzınıza önce yeşil bir kabuk gelir. Onu almak gerekir. Onun altında sert bir tahta gibi kabuk vardır. O da atılmalıdır. Onun altında ise bir zar vardır, onu da atmalıdır. Ondan sonra kalan kısım yenilebilir. İşte onu yemelidir. Aynen ceviz gibi aklın etrafında da kabuklar vardır. Onları at o zaman o akıl laf anlar, öbür kısımları anlamaz. Bazıları diyor ki: "Biz niye anlamıyoruz?" Biz de hemen anlamadık, kaç kere tekrarladık. Kaç kere indik çıktık. Kayseri'de bir sene okudum, üç sene Of ta okudum. İcazet aldım. Tekrir de yapıyordum. Beni beğeniyorlardı. Ama sanki o yazıların üzerinde perde vardı, anlamıyordum. Dört sene sonra o perdeler kalktı, anlamaya başladım. Demek bu ilim sabır ister. Bir zamanlar İngiliz casusu bir kız Müslümanların sırlarına vakıf olmak için medreselerimize talebe olarak geldi. Davası uğruna inançsız olduğu halde beş vakit namaz kıldı. Hatta işrak namazı kılmak için kerahat vaktinde Allah-u Teala'yı zikreden diğer talebeler ile beraber oturup işrak vaktini bekledi, işrak namazını kıldı. Allah-u Teala o kız çocuğuna: "Sen İslam dinini yıkmak için işrak bekledin." diyecek. Onun ayıbını ortaya çıkaracak, onu rezil edecek. Müslüman olduğu halde Resulullah'ın sünneti olan işrak namazını kılmayan Müslüman kızına da: "İngiliz'in kızı dini yıkmak için işrak bekledi, müslümanın kızı dini dikmek için işrak beklemedi," diyecek. Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Sizler, kendinizden önce geçen milletlerin yoluna karışı karışına, arşını arşınına, tıpa tıp muhakkak uyacaksınız. O dereceye kadar ki, şayet onlar daracık bir keler deliğine girmiş olsalar, siz de muhakkak onlara uyarak oraya gireceksiniz, onlara tabi olacaksınız.” (Buhari)
-Kuzum, ben hür müyüm, değil miyim? +Elbette hürsün! -Öyleyse niçin istediğim gibi düşünemiyorum? BABA - Bir büyük adam demiş ki "Hürriyet, kendisine aykırı hürriyetleri kabul etmedikçe Hürriyet olamaz." Ne dersin! ABDULLAH - Tabii olamaz! BABA - Böyle bir şeyi kabul edebilecek bir Hürriyet var mıdır? ABDULLAH - Kabil mi, olamaz ki... BABA - Öyle ise Hürriyet yok, hakikat var. Gerisi göz bağcılığı.
-Ben Allah'tan korkmak istemiyorum, O'nu sevmek istiyorum! +Hem sev, hem kork! Sevdiğin kadar kork, korktuğun kadar sev! Alemde sevgiden büyük korku mu olur?.. Asıl sevilenden korkulur! "Dilerse istetir, öyle verir. Dilerse ne istetir ne bir şey; uykunun içinde bile tepene tokmakla vurup seni kaldırır, verir." –“Kimsin sen dedi?” Adam da cevap verdi? – “Biz falanca köyün ahalisiyiz.” – “İyi öyleyse de sarayımın çatısında ne ararsın?” pencereden sarkan adam cevap verdi. – “Kaybolan ineklerimizi ararız.” İbrahim Ethem şaşkın oldu. – “Divane misiniz siz? Tavanda inek mi aranır?” – “ Sensin divane” diye cevap verdi adam. – “Sen altın tahtında Hakkı ararsın, akıllı olursun da biz senin çatında kaybolan ineklerimizi arayınca mı? Deli divane oluruz.” HEYBETLİ ADAM - Ben sana dermanın an- cak nerede olduğunu haber verebilirim. İBRAHİM ETHEM - (Haykırır) Nerede? HEYBETLİ ADAM - (Gayet vekarlı) Sende.. Senin içinde..: Kalbinin inemediğin derinliklerinde... İBRAHİM ETHEM - Bana acı! HEYBETLİ ADAM - Sen kendine acı! İBRAHİM ETHEM - Ben kendime tükürmek istiyorum! HEYBETLİ ADAM - Nefsine tükür, ruhuna acı! ŞAKÎK - Rızkını aramıyor musun? İBRAHİM ETHEM - Aramıyorum. O gelip beni buluyor! ŞAKÎK - Daha çiysin! Rızkını sen arayıp bulacak, ama bulanın sen değil, O olduğunu bileceksin! ŞAKÎK - Şükür bahsinde ne yapardınız? İBRAHİM ETHEM - Bulunca şükrederim, bulamayınca sabrederiz. ŞAKÎK - Horasanın köpekleri de böyle yapar! İBRAHİM ETHEM - Ya siz?
Sultan Selahaddin Eyyubi'nin, hayatının son demlerinde, kefen bezini bir mızrağın ucuna bağlatıp Şam sokaklarında dolaştırarak şunları söylettiği bilinir: “Ey ahali! Şarkın hakimi Selahaddin ölmek üzeredir ve ahirete ancak şu bez parçasını götürebilecektir. Geçici dünyaya aldanmayın ve yalnız Allah'ın emirlerine uyun!" "Kudüs işgal altındayken ben nasıl gülebilirim ki!" Hıttin Zaferi'nden sekiz yıl önce, "Namazla Diriliş Seferberliği" başlatır. Minberi yapan marangoz: “Benim elimden gelen bu. Ben zanaatkârım. Minber yontarım. Bir babayiğit de çıksın, Kudüs’ü geri alsın, bu minberi de yerine oturtsun.”
Tarih