Kitabı bitirdim, ardından film uyarlamasını (The Outrun) da izledim. Filmle başlayayım: Kitaba çoğunlukla sadık kalınmış, bu kitaptan uyarlanan filmlerden birinci beklentim. Bu yüzden, filmde de kitapta hissettiğim temel duygudan çok uzaklaşamadım. Kitap, alkolizm, bağımlılık ve bağımlılıktan kurtulma sürecini anlatan bir anı güncesi. Yani klasik anlamda bir roman değil; olay örgüsünden çok iç dünyaya yaslanan bir anlatı. Bunu bilerek okumama rağmen, metinle bir türlü bağ kuramadım. Çünkü kitap ilerlemiyor.
Aynı duygu, aynı düşünce, aynı farkındalık farklı cümlelerle tekrar tekrar anlatılıyor. Yaklaşık 250-260 sayfa boyunca, genişleyen bir fikir ya da derinleşen bir bakış açısı yerine, aynı kavramların varyasyonlarını okuyoruz. Bir noktadan sonra şunu hissettim: “Bunu zaten anladım.” Ama metin hala anlatmaya devam ediyor. Bu durum kitabı benim gözümde iç dökmeye, hatta yer yer bir günah çıkarma metnine yaklaştırdı. Yani okurla birlikte düşünmek yerine, okura sürekli bir şey anlatan, açıklayan, hatta biraz fazla açıklayan bir metin. Bana alan bırakmıyor. Hissetmemi istiyor ama düşündürmüyor.
Galiba benim edebiyattan beklentim biraz daha farklı. Sadece bir duygunun içinde kalmak değil, o duygunun bana yeni bir şey açması, bir düşünce üretmesi. Burada ise dönüşüm daha çok duygusal düzlemde kalıyor, düşünsel bir karşılık bulamıyor. Yine de kitabın hakkını vermek gerekiyor. Özellikle doğa kullanımı gerçekten güçlü. Orkney’nin rüzgarı, denizi ve yalnızlığı metne çok iyi işlemiş. Ayrıca bağımlılığı romantize etmemesi ve iyileşmeyi düz bir çizgi gibi göstermemesi de önemli bir artı. Süreç kırılmalı, geri dönüşlü ve gerçekçi. Ama buna karşılık, dramatik bir yapı neredeyse yok. Okuru ileri taşıyan bir olay örgüsü ya da gerilim hissi oluşmuyor. Entelektüel katman da