Esra

Esra
@mecikdolly
vi chiedo perdono; io sono una tigre di montagna.
dokuz eylül üniversitesi
istanbul
449 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
8/10
·240 syf.··
2026 25. kitabı
Akıcı, sürükleyici ama rahatsız edici bir kitap. Bir simsarın sanat uğruna ailesini ve konforlu hayatını terk etmesini konu alıyor. Yazar ressam Paul Gauguin’in hayatından esinlenmiş ama Maugham bu gerçeği daha keskin, daha sert bir hale getirmiş. Bu kitap hem hikaye hem sorgulama. Maugham, sanatçıyı romantize etmek yerine adeta parçalayarak önümüze koyuyor. Charles Strickland karakteriyle bağ kurmuyorsun; onu izliyor, zaman zaman yargılıyor ama tamamen anlayamıyorsun. Strickland bana Ayn Rand ’ın Howard Roark’ını hatırlattı ( Hayatın Kaynağı şiddetle tavsiye edeceğim bir kitap), ama onun daha karanlık ve acımasız hali gibi. Roark bilinçli bir bireyken, Strickland sanki içgüdülerinin peşinden sürükleniyor. Bu da onu daha gerçek ama aynı zamanda daha ürkütücü yapıyor. Kitabın asıl gücü burada: Strickland’ın yaptıklarını savunamazsın ama tamamen reddetmek de kolay değil. Bu da şu soruyu bırakıyor: Gerçek bir yaratım, mutlaka bir yıkım içerir mi?
Duygu ve Düşünce
Ay ve Altı PeniW. Somerset Maugham · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020750 okunma
Reklam
6/10
·264 syf.··
2026 23. kitabı
Kitabı bitirdim, ardından film uyarlamasını (The Outrun) da izledim. Filmle başlayayım: Kitaba çoğunlukla sadık kalınmış, bu kitaptan uyarlanan filmlerden birinci beklentim. Bu yüzden, filmde de kitapta hissettiğim temel duygudan çok uzaklaşamadım. Kitap, alkolizm, bağımlılık ve bağımlılıktan kurtulma sürecini anlatan bir anı güncesi. Yani klasik anlamda bir roman değil; olay örgüsünden çok iç dünyaya yaslanan bir anlatı. Bunu bilerek okumama rağmen, metinle bir türlü bağ kuramadım. Çünkü kitap ilerlemiyor. Aynı duygu, aynı düşünce, aynı farkındalık farklı cümlelerle tekrar tekrar anlatılıyor. Yaklaşık 250-260 sayfa boyunca, genişleyen bir fikir ya da derinleşen bir bakış açısı yerine, aynı kavramların varyasyonlarını okuyoruz. Bir noktadan sonra şunu hissettim: “Bunu zaten anladım.” Ama metin hala anlatmaya devam ediyor. Bu durum kitabı benim gözümde iç dökmeye, hatta yer yer bir günah çıkarma metnine yaklaştırdı. Yani okurla birlikte düşünmek yerine, okura sürekli bir şey anlatan, açıklayan, hatta biraz fazla açıklayan bir metin. Bana alan bırakmıyor. Hissetmemi istiyor ama düşündürmüyor. Galiba benim edebiyattan beklentim biraz daha farklı. Sadece bir duygunun içinde kalmak değil, o duygunun bana yeni bir şey açması, bir düşünce üretmesi. Burada ise dönüşüm daha çok duygusal düzlemde kalıyor, düşünsel bir karşılık bulamıyor. Yine de kitabın hakkını vermek gerekiyor. Özellikle doğa kullanımı gerçekten güçlü. Orkney’nin rüzgarı, denizi ve yalnızlığı metne çok iyi işlemiş. Ayrıca bağımlılığı romantize etmemesi ve iyileşmeyi düz bir çizgi gibi göstermemesi de önemli bir artı. Süreç kırılmalı, geri dönüşlü ve gerçekçi. Ama buna karşılık, dramatik bir yapı neredeyse yok. Okuru ileri taşıyan bir olay örgüsü ya da gerilim hissi oluşmuyor. Entelektüel katman da
Duygu ve Düşünce
Eve DönüşAmy Liptrot · The Kitap Yayınları · 202551 okunma
7/10
·464 syf.··
2026 20. kitabı
Kitabı bitirdikten sonra bir de filmini izledim: The Beach. Açıkçası film beni biraz şaşırttı çünkü kitapla arasında oldukça ciddi farklar var. Film daha romantik ve maceracı bir tona sahipken, kitap çok daha karanlık ve psikolojik bir yere gidiyor. Bu yüzden bana göre romanın ruhunu anlamak için kitabı okumak şart. Yazarı Alex Garland romanı henüz çok gençken yazmış (kendisi bir gezgin) ama buna rağmen kitap oldukça berrak bir fikre sahip. Garland bir röportajında romanın merkezindeki düşünceyi şöyle özetliyor: “İnsanlar cenneti değil, kaçışı romantize eder.” Kitabı bitirdiğimde bu cümlenin ne kadar doğru olduğunu düşündüm. Çünkü romandaki karakterler aslında bir cennet aramıyorlar daha çok bir hikayenin içinde olmayı, sıradışı bir deneyim yaşamayı arzuluyorlar. Richard bana göre plajı gerçekten seven biri değil. Daha çok hikayenin kahramanı olma fikrini seviyor. Sürekli denenmemiş olanı denemek isteyen, adrenalin ve macera peşinde koşan biri. Bu yüzden plaj onun için bir amaç değil; daha çok bir sahne gibi. Filmde ise Richard karakteri biraz daha yumuşatılmış, daha sempatik ve klasik bir macera kahramanı gibi sunulmuş. Duck karakteri ise bence romanın en trajik figürü. Daffy Duck plajın aslında bir ütopya olmadığını ilk fark eden kişi gibi geliyor bana. Başlangıçta herkesin büyülendiği o “gizli cennet” fikrinin altında aslında paranoya, yalnızlık ve dışlanma olduğunu görüyor. Bir anlamda diğerlerinden önce gerçeği fark ettiği için sistemin dışına düşüyor. Onun intiharı da bana göre romanın kırılma noktası. Sanki Garland daha baştan bize şunu söylüyor: Bu hikayenin sonu iyi bitmeyecek. Sal karakteri ise başlı başına ayrı bir tartışma konusu. Sal ilk bakışta güçlü ve organize bir lider gibi görünse de aslında plajın diktatörü. Elbette plajın sır
Duygu ve Düşünce
KumsalAlex Garland · İthaki Yayınları · 2024117 okunma
8/10
·128 syf.··
2026 19. kitabı
Paul ile Virginie’den beklediğimden daha fazla etkilendiğimi söyleyebilirim. Özellikle pastoral atmosferi beni hemen içine çekti. Roman boyunca ilgi duyduğum destinasyonlardan biri olan Mauritius’un tropikal doğası o kadar canlı anlatılıyor ki okurken sahneler zihnimde adeta bir tablo gibi belirdi. Hatta birçok yerde gözümde Henri Rousseau’nun tabloları canlandı. Muz ağaçları, palmiye gölgeleri, dere kenarları… Doğa burada sadece bir arka plan değil; romanın neredeyse başlı başına bir karakteri. Yine de bütün bu pastoral güzelliğe rağmen kitabın sunduğu dünya bana aynı zamanda fazlasıyla romantize edilmiş göründü. Doğanın içinde kurulan bu saf ve uyumlu hayat fikri çok güzel bir hayal olsa da bana biraz yanıltıcı bir kaçış gibi geliyor. İnsan doğadan kopmadan yaşayabilir belki ama bu kadar kusursuz bir doğa düzeni de gerçek hayatta pek mümkün değil. Bu yüzden romanın pastoral dünyasını hem büyüleyici hem de biraz idealize edilmiş buldum. Trajedi kısmı ise kitabın duygusal etkisini oldukça güçlendiriyor. Hikaye boyunca doğanın saflığıyla toplumun kuralları arasında kurulan gerilim giderek büyüyor ve sonunda oldukça sarsıcı bir noktaya ulaşıyor. Özellikle romanın son bölümlerinde ihtiyarın dile getirdiği düşünceler bana çok etkileyici geldi. O kısımlarda yazarın doğa, toplum ve insan doğası üzerine söyledikleri oldukça berrak ve güçlüydü. Hatta zaman zaman dönemi düşününce “acaba birkaç yüzyıl önceyi küçümsüyor muyum?” diye düşündürdü bana; çünkü bazı fikirler şaşırtıcı derecede modern duruyor. Sonuç olarak Paul ile Virginie benim için sadece trajik bir aşk hikayesi değil, aynı zamanda doğa ile medeniyet arasındaki gerilimi düşündüren bir metin oldu. Pastoral güzelliği, tropikal atmosferi ve melankolik finaliyle oldukça etkileyici bir okuma
Duygu ve Düşünce
Paul ile VirginieB. S. Pierre · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,113 okunma
9/10
·176 syf.··
2026 13. kitabı
Anlatıcı bir kadın ve yazar. Ama bunu açıkça söylemiyor ama sayfalar ilerledikçe anlıyorsunuz. Zaten kitap da böyle işliyor: hiçbir şeyi ilan etmiyor, sezdiriyor. İngiltere’den ailesiyle birlikte üç aylığına İtalya’ya gidiyor. Büyük olaylar yok. Dramatik kırılmalar yok. Tam tersine bir durağanlık var. Ama o durağanlığın içinde mikroskobik gerilimler dolaşıyor. Evlilik, annelik, bireysellik, yazarlık kimliği… Hepsi görünür değil ama orada. Cümle aralarında. Sessizliklerde. Okuması kolay mı? Olay örgüsü anlamında hayır. Çünkü merak unsuruna yaslanmıyor. Bir şey olacak mı diye okumuyorsunuz. Daha çok bir zihnin dünyayı algılayışını izliyorsunuz. Bu yüzden sabır istiyor. Ama benim gibi iç gözleme meyilli biriyseniz karşılığını veriyor. İtalya katmanı ise benim için ayrı bir yer tuttu. Uzun zamandır içimde olan o “keşke bir yazımı İtalya’da geçirebilsem” hayaline dokundu. Ama kitap bunu romantize etmiyor. Güzellik var, ışık var ama huzursuzluk da var. Taşın altındaki çatlaklar saklanmıyor. Belki benim zihnim İtalya’yı biraz daha düşsel bir yere koyduğu için, kitap istediğim kadar “düş” değildi. Daha serinkanlı, daha mesafeli. Ama tam da bu mesafe onu değerli kılıyor olabilir. Türkiye’de az okunmuş bir kitap. Şaşırmadım. Çünkü bu kitap hikaye arayanlara değil, bilinç arayanlara hitap ediyor. Bende bıraktığı his büyük bir sarsıntı değil. Daha çok yaz sonu ışığında kalmış, hafif buruk ama estetik bir akşam gibi.
Duygu ve Düşünce
Son Akşam YemeğiRachel Cusk · Yapı Kredi Yayınları · 202524 okunma
Reklam