Yazısız, çıplak bir taş dikmişti. Daha o gece hayatını burada sürdüreceğini ve burada öleceğini anlamıştı. Kendisine ayırdığı boş mezarın yanından geçenler o toprakta bir ölünün mezarı var sanırken aslında bir dirinin ruhunun yattığını bilmiyorlardı.
Ah ozanlar ozanı! Hepimizin unutamadığı bir hikâyesi yok mu? Ben de senin gibi saz âşığı değil miydim? Senden önce birine âşık olmadım mı? Beni yenen ilk ozana varıp maşukumu içime gönmedim mi? Sılê iken Ayşe olmadım mı? Dinimden senin içim vazgeçmedim mi? Ben ne diyeyim şimdi sana? Mazareti aşk olanın kalbi taş olmazmış, derler. Varsa hakkım helal olsun, sen de hakkını helal et.
Ona göre ölüm Tanrının en parlak fikriydi fakat bir insanın başka bir insanı bu şekilde öldürmesinin onu gücendireceğini düşünüyordu, huzursuzdu bu nedenle.