Kelimeler bazen bilinci kirletip, insanı potansiyelinden soyabiliyor demek ki. Neden ‘kız gibi’ diye bir deyim olsun değil mi? Biz kızlar harikulade varlıklarken, erkekleri bile doğuruyorken, onlara analık ediyorken, nasıl öyle bir yalapşaplığı temsil ediyor olabiliriz ki? Kim çıkardıysa bu lafı, ayıp etmiş.
Sen var ya, iyi ki karşıma çıktın.
Senin kokun bana cennet.
Senin varlığın bana yuva.
Senin kolların bana liman.
Senin yüzün bana kâinat.
Senin ellerin bana yol.
Senin sesin bana müzik.
Senin olduğun yer bana tamam.
Oraya gitme demedim mi sana,
seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben'im?
Bir gün kızsan bana,
alsan başını,
yüz bin yıllık yere gitsen,
dönüp kavuşacağın yer ben'im demedim mi?
Demedim mi şu görünene razı olma,
demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben'im asıl,
onu süsleyen, bezeyen ben'im demedim mi?
Ben bir denizim demedim mi sana?
Sen bir balıksın demedim mi?
Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,
senin duru denizin ben'im demedim mi?
Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben'im,
senin kolun kanadın ben'im demedim mi?
Demedim mi yolunu vururlar senin,
demedim mi soğuturlar seni.
Oysa senin ateşin ben'im,
sıcaklığın ben'im demedim mi?
Türlü şeyler derler sana demedim mi?
Kötü huylar edinirsin demedim mi?
Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?
Yani beni kaybedersin demedim mi?
Söyle, bunları sana hep demedim mi?
~M.C. Rumi’
Hamlet:
Nasıl oldu da güzelim yaylayı bırakıp,
Bu çorak yerde kalmayı seçtin?
Gözlerin var mı? Aşk diyemezsin buna;
Çünkü senin yaşında kanın kaynaması durmuştur,
Uslanmıştır kanın, aklın sesine kulak verir.
Ama akıl neresinde bunun?
Neden yüzün kızarmıyor anne?
Kraliçe:
Hamlet, sus artık!
İçimin derinlerine çevirdin gözlerimi,
Öyle kara, öyle yoğun lekeler var ki içimde
Silinir, yıkanır gibi değil.