İlişkilerin Çöküşü: Kalabalıklar İçinde Büyüyen Yalnızlık
İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde insanlar bugünkü kadar birbirine yakın görünmemişti. Bir tuşa dokunarak dünyanın öbür ucundaki insanla konuşabiliyor, saniyeler içinde yüzlerce kişiye ulaşabiliyoruz. Fakat bütün bu iletişim imkânlarına rağmen insanlık, belki de tarihinin en büyük yalnızlık dönemlerinden birini yaşıyor. Çünkü iletişim arttı, ama ilişki azaldı. Sesler çoğaldı, ama samimiyet kayboldu. Bugünün insanı her şeyden önce tüketmeye programlanmış durumda. Sadece eşyaları değil, duyguları, dostlukları ve insanları da tüketiyor. Bir zamanlar yıllarca süren dostluklar, bugün birkaç yanlış anlaşılmanın ardından çöpe atılabiliyor. Bir zamanlar emekle büyütülen ilişkiler, bugün birkaç mesajla sonlandırılıyor. Çünkü modern toplum insanlara sabretmeyi değil, vazgeçmeyi öğretiyor. İlişkiler artık bir gönül bağı olmaktan çok bir çıkar ortaklığına dönüşmüş durumda. İnsanlar karşısındaki kişiye "Sana ne verebilirim?" diye sormuyor; "Senden ne alabilirim?" diye yaklaşıyor. Dostlukların yerini menfaat, sevginin yerini sahip olma arzusu, sadakatin yerini geçici heyecanlar alıyor. İnsanlar birbirlerini anlamaya değil, kullanmaya çalışıyor. Kullanamadıklarında ise sessizce uzaklaşıyorlar. Sosyal medya bu çürümenin en görünür sahnesi haline geldi. Herkes mutlu, herkes başarılı, herkes kusursuz görünmeye çalışıyor. Gerçek hayatın kırıkları filtrelerin arkasına saklanıyor. İnsanlar artık yaşamak için değil, paylaşmak için yaşıyor. Bir kahve içmeden önce fotoğrafını çekiyor, bir dostla konuşmadan önce paylaşımını düşünüyor, bir ilişkiyi yaşamadan önce onu nasıl sergileyeceğini planlıyor. Gösteriş, samimiyetin önüne geçmiş durumda. Daha da acısı, insanlar artık birbirlerine tahammül edemiyor. En küçük fikir ayrılığı düşmanlık sebebi sayılıyor. Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor.
It is complicated
The questions I ask are simple: What is and isn’t new about life inflected by social media?
Sosyal Medya
Reklam
Burası eskisi gibi kitap okuma sitesi değil instagrama dönüşmüş. Doğum günü fotoğrafı mı dersin kendi fotoğrafını paylaşıp söz yazmak mı dersin daha bir sürü şey. Bunu yapabileceğin bir sosyal medya platformu var zaten neden burayı kullanıyorsun? Bana garip geliyor açıkçası. Kitap okuma sitesi burası ama amacı dışında kullanım oldukça fazla.
Antalya’nın Serik ilçesindeki Aspendos Antik Kenti yer alan Tiyatro Caddesi'nde ortaya çıkarılan mozaiğin merkezinde, kente hayat veren Eurymedon Nehri'ni simgeleyen "Genç Eurymedon" tasvirinin yer alıyor. Haberi Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, sosyal medya hesabında paylaştı. Saz yaprakları, amphora ve balık figürleriyle zenginleşen bu kompozisyonun, suyun, bereketin ve yaşamın simgesel anlatımını yansıttığını belirten Ersoy, şunları kaydetti: "Küçük tesseralarla oluşturulan renk geçişleri, ayrıntı zenginliği ve yüksek işçilik kalitesiyle dikkat çeken eser, mozaik sanatında oldukça nadir rastlanan nehir tanrısı betimlemelerinden biri olmasıyla da ayrı bir önem taşıyor. Bu keşif, yalnızca Aspendos'un sanatsal zenginliğini ortaya koymakla kalmıyor, Roma Dönemi Anadolu mozaik sanatına ilişkin önemli bilimsel veriler de sunuyor" dedi. Bakanlıktan konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, Aspendos Akropolisi ile tiyatroyu birbirine bağlayan Tiyatro Caddesi'nin doğu meydanında yürütülen çalışmalarda, meydan ile doğu sur duvarları arasında yaklaşık 6x25 metre ölçülerinde mozaikli bir mimari yapı ortaya çıkarıldı. İlk değerlendirmelere göre, yapının milattan sonra (MS) 3'üncü yüzyıl başlarında havuz olarak inşa edildiği, şimdiye kadar kazısı tamamlanan yaklaşık 6x7,50 metrelik bölümde açığa çıkarılan mozaik döşemenin ise henüz kazılmamış alanlarda da devam ettiği verilere yansıdı. Yapının, MS 262 depreminin ardından iç duvarlarla bölünerek farklı mekanlara ayrıldığı değerlendiriliyor. Aspendos Antik Kenti’nde kazılar Doç. Dr. Mustafa Bilgin başkanlığında devam ediyor.
KISA KISA KİTABIMDAN ALINTILAR... SÜLEYMANİYE VAKFI'NIN YATSI NAMAZI VAKTİNİN SONU İLE İLGİLİ GÖRÜŞÜ HAKKINDA Bir kişi veya ekolün önemli bir konudaki yoğun uygulanan büyük bir yanlışa dikkat çekip isabetli olması (imsak meselesi) bütün meselelerde isabet ettiği ve uyulması gerektiği şeklinde algılanmamalıdır. "Falan ayeti herkes yanlış anladı ben doğru anladım ve herkes yanlıştadır" şeklindeki çıkışlara da itidalli yaklaşmalıyız. İsra suresi ve Hud suresindeki namaz vakitlerinin çok çok net olmadığı ve tefsirlerde çok sayıda farklı yorumların olduğu herkesin malumu ve kabulüdür. Sayın Bayındır'ın dediği kadar bir kesinlik olsaydı böylesi bir yanlış, böylesi yoğun kabul ve uygulama ile hayat bulamazdı diye düşünüyorum. Allah saatler vererek namaz vakitlerini keskin şekilde belirtmemişse bu işi bu kadar büyütmemeli diyorum. Süleymaniye Vakfı imsakiyelerinde yatsı sonu diye (dar bir aralık) saat belirtip ümmeti huzursuz etmeyi uygun bulmuyor ve mevcut genel uygulamayı kabul ediyorum. İmsak meselesi bir kesimce (ben dahil) tartışmasız doğru kabul edilip tereddütsüz uygulanırken, imsak konusunda vakfı haklı görenler cenahında, yatsı konusunda aynı konsensüsün olmadığını tahmin ediyorum. Bahse konu imsakiyelerin “yatsı namazı sonu” kısmı olmadan basılmasını daha isabetli buluyorum. METİN SEVİL, Kısa Kısa - Sosyal Medya Tadında, Sayfa: 53
Güncee
İnstagramı ve oyunları sildim telefonumdan dün sabah dörde kadar harika çalıştım. Cidden sosyal medya tamamen bizim dikkatimizi dağıtmak için var.
Reklam
Reklam