Dışarıdan bakıldığında kendini perişan hissetmek için hiçbir nedeni yokmuş gibi görünenler; milyarderler, güzel insanlar, mutlu mesut evliler, işinde yeni terfi alanlar, dans edebilenler, iskambil kartlarıyla numaralar yapabilenler, iyi gitar tıngırdatanlar, yüzlerinde belirgin gözenekler olmayanlar, sosyal medya profillerinde durumlarını mutluluk mesajlarıyla güncelleyenler bile depresyona girebilir.
Bilhassa sosyal medya ile her şeyin, ölümün bile bir vitrin malzemesine dönüşmesi ve benim bunları yazarak o ölümü yeniden “insanileştirme” çabam söz konusudur belki. Yazmak, bu hız çağında durup o acının ağırlığını hissetmektir. 
Sosyal medya bize, içinde evrimleştiğimiz küçük topluluklara özgü bazı avantajları sunmuştur ama belki de atalarımızın yaşam tarzı daha ziyade bir paket tekliftir ve modern itibar yayıncılığı biçimlerinin avantajları karşısında yabancıların aşırı tepkileri daha ağır basmıştır.
Doğu Afrika'nın 7 milyon yıl önceki yağmur ormanlarından başlayıp günümüzün şehirlerine uzanan yolculuğumuz, bizi birçok kez kolayca öldürebilecek ortamlarda hayatta kaldığımız ve sonunda zenginleştiğimiz için olağanüstü olmuştur. Yatkınlıklarımız ve yeteneklerimiz bu süreçte evrimleşti, şempanze benzeri varlıklarken yavaş yavaş günümüzün insanlarına dönüştük. Ama bu hikâye sadece hayatta kalmaktan ve zenginleşmekten ibaret değildir çünkü evrim esasen üremeye dayalıdır.