Bu benim motivasyon oldu ahahjs
"Beni de hep depresyonda sandılar" diye sürdürdü sözünü. "Oysa sadece üşengeçtim. Günlerimi yatakta dizi izleyerek, Twitter'a filan girerek geçiriyordum. Bakın o sosyal medya benim gibiler için büyük nimet. Yattığın yerden dünyayı kurtarabiliyorsun."
Sayfa 189·Kitabı okuyor
1000Kitap
Biz geçmişte kadına verdiğimiz değerle övünüyor, değer vermediğimiz dönemleri yalanlıyoruz. Ve ne yazık ki her geçen gün çağdan da imtiyazdan da uzaklaşıyoruz. Haksızlıklara karşı verdiğimiz mücadele iki sosyal medya paylaşımıyla iç rahatlatmaktan ibaret kalırsa yetmez. Film ve dizilerde kadınları aşağılayan senaryoları, fitne, fesat, çirkeflik yapan, para ve her türlü entrika peşinde koşan, birbirinin kuyusunu kazanan kadınları topluma dikte eden, yeni nesile kötü örnek olan bu kurguları ve yarattıkları kadın karakterleri sessiz, normalmiş gibi izlemekte olmaz arkadaşlar. Bana dokunmayan yılan bin yaşasınla bu çark değişmez. Bugün ona, yarın sana, bana görmezden gelirsek gelecekte bizi de görmezden gelirler. Susmayı hanımlık, gizlemeyi iffet, korkmayı nezaket saydıkça hak da kaybedilir güç de haliyle saygıda…
Sayfa 74·Kitabı okuyor
Reklam
Sosyal medyada düşüncelerin aforizmalaşması , tek cümleye indirgenmesi gibi bir tehlike de olduğunu söyledin. Gençler uzun paragraf okumaktan sıkılıyorlar mı artık? Bunu Twitter benzeri sosyal medya mı tetikledi, yoksa doğal bir sonuç muydu? Ya da şöyle soralım: Sosyal medya olmasaydı çocuklar uzun paragrafları okuyacaklar mıydı? Gençlere ciddi ve uzun metinleri okutamamak dünyanın sorunu. Mazeret olarak söylemiyorum ama bu bir hız çağı, ciddi metinleri okumak zaman istiyor. Roman okuyorlar diyeceksin ama romanlar çoğu için eğlencelik. Ben de metinlerin tümünü okumuyorum artık, paragrafa bir göz atmayı, okumaya değer olup olmadığını kestirmeyi öğrendim. Beni asıl rahatsız eden dilin hızla ve onarılmaz şekilde bozulması. Yazarken sadece sessiz harfleri kullanmak aşırılaştı. Bugünkü gençlerin neredeyse tamamı için kelime "saol" mesela, "sağ ol" değil. Sözlüğe bak desen saol diye arar, bulamayınca yok der. Hatalar hem yazıyla hem sözle hızla dolaşıma giriyor. Televizyonda kâinâta kainat diyen spiker gördüm. Kâinât kelimesini daha önce hiç duymamış olmalı. İnce veya uzun okunan a'lardan ümidimi kestim. Nüansları ortadan kalkmış bir Türkçe konuşulup yazılıyor bugün, aynı yaştaki insanların bile birbirini anlamadığı oluyor. Yiğit Bener anlatmıştı. Bayramda "Nice bayramlar" yazan bir bez afiş görmüşler. Kızı "Nays bayramlar" diye okumuş. İş dünyasında konuşulan İngilizce karışık dile alıştık artık ama akıllı başlı insanlar push etmek, ignore etmek diyebiliyor. Dil insanın ülkesidir halbuki.
Sayfa 109 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Yazarın görünürlüğü de değişti öyle değil mi? Eskiden okurlar yazarlara öyle kolayca ulaşamazdı. İmza günleri bu yüzden değerliydi işte, bugün pazarlama aracına dönüştü, özü buharlaştı. Benim artık imza günü yapmayışımın nedeni bu. Okur bir kitabevine giriyor, bakıyor ortada bir masa, önüne kitaplarını dizmiş bir yazar. Hayata ekonomi penceresinden bakan okurun gözünde bu, kitabını satmak isteyen bir satıcı manzarası. Elbette sevdiği yazarlarla tanışmak, düşüncelerini paylaşmak isteyen nitelikli okurları tenzih ediyorum, onlar asla alınmasın ama okur kitlesinin çoğunluğu imza günlerinde bir alışveriş ilişkisi görüyor. Haksız da sayılmazlar, bazı imza günlerinin amacı tam da bu. Eskiden okurlar yazarların yüzünü bilmezlerdi, hatta kadın mı erkek mi onu bile bilmedikleri ya da yanlış bildikleri olurdu. Selçuk Baran mesela, pek çok okuru erkek olduğunu sanırdı. Bazı tanıdıklarım Cağaloğlu'na giderler, yayınevlerinin önünde dolaşırlardı, belki sevdiğimiz yazara rastlarız diye. Ama bugün dünyanın devasa miktarda görsel imajlarla dönmesi, sosyal medya gibi yeni iletişim yollarının hayata hakim olması, okuru da yazarı da iletişim alanının aktörü haline getirdi. Okuryazar ilişkisi karşılıklı artık, okur tepkisini yazara anında ulaştırabiliyor. Bence bir yazar kitabının okur tarafından nasıl alımlandığını bilmediği ölçüde özgürdür. Eskiden bilmezdi. Benim anlayışıma göre bu iyi bir şeydi, okurunun ne beklediğini açıklıkla bilmediği için okurun istekleri yazarın aklını çelmezdi, yolundan döndürmezdi. Bugün özgür ve nitelikli bir edebiyatın peşinde olan yazarlar için okurun beklentisini bilmek baştan çıkarıcı olabilir.
Sayfa 104 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Sosyal Medya Bizi Kime Dönüştürüyor?
Kabalık Çağı Renata Salecl (Metis Yayınları) Sosyal Medya Bizi Kime Dönüştürüyor? Renata Salecl, sosyal medyanın yalnızca bilgi ve eğlence sunmadığını, aynı zamanda insanların davranışlarını ve kimliklerini şekillendirebildiğini öne sürüyor. Kitapta aktarılan örneklerden biri, TikTok’ta Tourette sendromu içerikleri paylaşan fenomenlerin ardından bazı gençlerde benzer tiklerin görülmesi. Araştırmacılar bunun biyolojik bir salgından çok, sosyal medya aracılığıyla gerçekleşen bir özdeşleşme ve taklit süreci olabileceğini tartışıyor. Salecl’e göre mesele yalnızca Tourette sendromu değil. İnsanlar; • takip ettikleri kişilerin mimiklerini, • konuşma biçimlerini, • öfkelerini, • hatta dünyaya bakışlarını farkında olmadan benimseyebiliyor. Sosyal medya liderlerle, fenomenlerle ve otorite figürleriyle aramızdaki mesafeyi azaltırken, onları eleştirel biçimde değerlendirmeyi de zorlaştırabiliyor. Belki de asıl soru şu: Takip ettiğimiz insanları gerçekten dinliyor muyuz? Yoksa yavaş yavaş onlara mı benziyoruz? Sayfa: 117–119
Sayfa 117·Kitabı okuyor
Bibliyosmia
Otoriter rejimler medyayı neden kontrol etmek ister?
Kabalık Çağı Renata Salecl (Metis Yayınları) Otoriter rejimler medyayı neden kontrol etmek ister? Renata Salecl, medyanın kontrolünün yalnızca sansür amacı taşımadığını; toplumun farklı kesimlerini etkilemeye yönelik bir araç olarak kullanıldığını anlatıyor. Medya; • Elit kesime rejimin güçlü olduğu mesajını verir, • Halkta saygı, korku ve siyasi ilgisizlik oluşturabilir, • Muhalefeti itibarsızlaştırabilir, • İnternet ortamında ise bilgi akışını yönlendirmeye çalışabilir. Kitabın dikkat çekici tespitlerinden biri şu: “Siyasete karşı apati ve ilgisizlik körüklemek de bir o kadar önemlidir.” Belki de modern otoriterlik yalnızca baskıyla değil; insanların siyasetten uzaklaşması, ilgisizleşmesi ve bilgi akışının yönlendirilmesiyle de varlığını sürdürebilir. Sayfa: 128–129 – Çağrı ÖZPOLAT, Bibliyosmia, 23.06.2026 #kitap #sosyoloji #siyaset #medya #bibliyosmia
Sayfa 128·Kitabı okuyor
Bibliyosmia
Reklam
Reklam