Yazarın görünürlüğü de değişti öyle değil mi? Eskiden okurlar yazarlara öyle kolayca ulaşamazdı.
İmza günleri bu yüzden değerliydi işte, bugün pazarlama aracına dönüştü, özü buharlaştı. Benim artık imza günü yapmayışımın nedeni bu. Okur bir kitabevine giriyor, bakıyor ortada bir masa, önüne kitaplarını dizmiş bir yazar. Hayata ekonomi penceresinden bakan okurun gözünde bu, kitabını satmak isteyen bir satıcı manzarası. Elbette sevdiği yazarlarla tanışmak, düşüncelerini paylaşmak isteyen nitelikli okurları tenzih ediyorum, onlar asla alınmasın ama okur kitlesinin çoğunluğu imza günlerinde bir alışveriş ilişkisi görüyor. Haksız da sayılmazlar, bazı imza günlerinin amacı tam da bu.
Eskiden okurlar yazarların yüzünü bilmezlerdi, hatta kadın mı erkek mi onu bile bilmedikleri ya da yanlış bildikleri olurdu. Selçuk Baran mesela, pek çok okuru erkek olduğunu sanırdı. Bazı tanıdıklarım Cağaloğlu'na giderler, yayınevlerinin önünde dolaşırlardı, belki sevdiğimiz yazara rastlarız diye. Ama bugün dünyanın devasa miktarda görsel imajlarla dönmesi, sosyal medya gibi yeni iletişim yollarının hayata hakim olması, okuru da yazarı da iletişim alanının aktörü haline getirdi. Okuryazar ilişkisi karşılıklı artık, okur tepkisini yazara anında ulaştırabiliyor. Bence bir yazar kitabının okur tarafından nasıl alımlandığını bilmediği ölçüde özgürdür. Eskiden bilmezdi. Benim anlayışıma göre bu iyi bir şeydi, okurunun ne beklediğini açıklıkla bilmediği için okurun istekleri yazarın aklını çelmezdi, yolundan döndürmezdi. Bugün özgür ve nitelikli bir edebiyatın peşinde olan yazarlar için okurun beklentisini bilmek baştan çıkarıcı olabilir.