İşgücünün sınırlarını aşması halinde sevilen işin “zorunda kaldığı için yapılan bir işe” dönüşeceğini çok iyi biliyordu. Sevdiği görev bile onu zorluyorken, hiç sevmediği bir görevi üstlenmesi gerekirse iş tamamen angaryaya dönüşürdü. Çalışmayı keyifli kılan şey, işin ölçüsünün ne derecede makul olduğuydu.
İnsanlarla takılacak zamanım yoktu. Sanki topuklu ayakkabılarımın çıkardığı tak tak sesleri arasında delicesine ilerlerken bir gün çevreme baktığımda, etrafımdakilerin bana yokmuşum gibi davranıp yanımdan geçip gittiklerini görmüşüm gibi hissettirirdi.
Ne de olsa tek
bir doğru cevap vardı. Kendi kendine düşünerek bulduğu cevap, o anın doğru cevabıydı. Youngju hayatın doğru cevaplara sarılarak yaşamak, kimi zaman o cevapla çarpışıp, o cevabı
deneyimlemekten ibaret olduğunu biliyordu. Derken bunca zaman boyunca kucakladığımız doğru cevabın aslında yanlış
olduğunu fark ettiğimiz an gelirdi. O zaman, tekrar bir başka
doğru cevaba tutunup yaşamaya devam ederdik. İşte bu bizim küçük, sıradan yaşamımızdı. Böyle böyle doğru cevaplarımız
sürekli değişime uğrardı.