Medeniyet dünyasının bu kadar moda müptelası olması, hanımların süse ve süs eşyasına sınırsız derecede rağbet etmesi, aslında erkeklerin günahıdır. Erkekler hatunların ziyade edeplerine ve toplumsal değerlerine kıymet verselerdi, onlar edebi kemal ve manevi cemal hususunda birbirleriyle yarışırlardı.
Her şeyden mahrum olan biçare bedevi Arapların lügat defterine baktığımız zaman, maddi ve manevi güzellik derecelerine göre hatunların bir tasnife tutulduğunu görürüz.
Ğâniye ( Son kavram) : Güzellik iffet ve hürmetiyle süs ve ziynete hiç ihtiyaç duymayan hatunlara denir.
Bedevi Arabın nazarında güzelliğin en büyük derecesi, kemalin en büyük gayesi işte bu sonuncu kelimede yatmaktadır. Yani hatunların en büyük hürmeti süs ve ziynetten üstün olmak, süse ihtiyaç duymamaktır. Bedevi ğâniyeler, medeniyet dünyasının büyük salonlarında modaların esiri olmuş, büyük küçük haricî süslerle ayakta duran madamlar, madonnalar ve matmazellerle aynı değildir. Zira medeniyet dünyasının hanımları için, salon kuklası ve meclis süsü olma şerefi daha fazla muteberdir. Oysa bedevi ğaniyeler, insanlık şerefi, yeryüzünün en değerli varlıkları ve kalplerin de kraliçeleridir.
Nakkâş-ı Ezel Allah Teala, bütün kâinatı yarattıktan sonra levh-i âlemde kudret kalemiyle Âdem’e şekil verdi. Daha sonra cihan levhinde daha büyük, daha mükemmel bir sanatla hatunun yüzünü ve vücudunu nakşetti. Böylece Hatun, Nakkâş-ı Ezel’in en son sanatı oldu. Böyle güzel bir surete İblis’in isyan ederek secde etmemesi cehaletindendir. Erkeklerin kalbi arştır, bir tahttır. Bu arşın melikesi, kraliçesi ancak edepli ve iffetli bir hatun olabilir.