Tanrı, erkek ve kadını yarattı.
Bütün bu erkek ve kadınların her biri, kendine göre yüceydi ve herkes sevdiğinin yüceliği oranında yüceldi.
Kendisini seven kimse, kendisinde yüceldi ve diğerlerini seven kimse, kendisini adaması yoluyla yüceldi; ancak Tanrı'yı seven kimse, herkesten daha yüce hale geldi.
Herkes çabaladığı şeyin büyüklüğü ile orantılı olarak yüceldi; fakat tanrı için çabalayan herkesten daha yüceydi .
Yüce olan kimse unutulmayacaktı. Çünkü bu dünyada, edebi yetenekleri ile katı kalpleri titreten şairler ve hatipler de vardı.Onlar, kahramanların yeteneklerinin hiçbirine sahip değildi; yalnızca onlara imrenir, hayran olur ve şiirleri, şarkıları ya da konuşmalarıyla insanların kapısını çalarak kahramanı, kör gözlere gösterir, sağır kulaklara duyurur, herkesin de kendisi gibi ona hayran olmasını isterdi.
Şairler hep yüce olanları anlattı.
Kendi gücünde yüce olan vardı.Kendi bilgeliğinde yüce olan vardı , kendi umudunda yüce olan vardı ve aşkta yüce olan vardı; ancak hepsinden yücesi ibrahim'di. Kierkegard İbrahim'i övmeyi seçti.Hz. İbrahim'in övgüye ihtiyacı yoktu.Hiçbir şeyi övülmek için yapmadı. Onu bizzat Tanrı övmüştü. Tevrat'ta da İncil'de de Kur'an'da da en güzel övgüler onundu. Ama yine de Kierkegard övmek için İbrahim'i seçti.
Hz. İbrahim'in kıssası Kitab-ı Mukaddeste şöyle geçer. 'Tanrı İbrahim'i sınadı. İbrahim diye seslendi.
buradayım! dedi. Tanrı, İshak' ı, çok sevdiğin biricik oğlunu al, Moriah bölgesine git! Burada sana göstereceğim Bir dağda oğlunu yakmalık kurban olarak sun"
Bu emrin üzerine Hz İbrahim hiç tereddüt etmeden teslim oldu . Kierkegard da Onun Rabbine olan sevgisine, imanına , teslimiyetine hayrandı ve Johannes de Silentio takma adıyla yazdığı Korku ve Titreme kitabında Hz İbrahim'e olan