Kitap bugün bitti ve ben şu anda kitabın bıraktığı bir burukluk ile Tekirdağ'da bir köye doğru yolculuktayım , sanki şehirden uzaklaştıkça kitap gözümde canlanıyor.. İstanbul'da doğmuş büyümüş biri olduğum halde gariptir ki hep içten içe köy yaşamını, oralarda hissettiğim samimiyeti özler durur, İstanbul'u değil de şehir yaşamını, düzenini yadırgarım. Bu kitapta gördüm ki; o samimiyeti, oradaki yaşamı sadece biz gibi şehir insanları değil, artık çağımızda nâdiren köyde kalan, kalmayı başaran, kazandığı ile yetinen, bu çağın şehir düzenine baş kaldırıp kendini şehirlerin teslimiyetine bırakmayan köy insanı da hisseder olmuş. Eski köy yaşamları günümüzde kalmamış, o yaşamlar terk edilmeye mahkum edilmiş..
Ne yazık ki değişmez bir gerçek var; şehirler büyüdükçe, insanlar maddeye değer verdikçe, ne köylerin, ne kasabaların, ne gerçek yaşamın, ne samimiyetin, ne insanî değerlerin bir değeri olmayacak çağımız insanının gözünde. Varsa yoksa daha çok iş, güç, para, mal, mülk, lüks..
Sonuç?
Hepimizin varacağı yer olan; kara topraktan başka bir şey değil..
31.08.18 | 19:00