effy

effy
@meidby
24. lvl
edirne/istanbul
10 okur puanı
Şubat 2019 tarihinde katıldı
Köprüde ilerledi ve korkuluğa çıktı. Genç çocuğa hepsini tek tek anlattı ve çocuk her şeyin pekâlâ yoluna gireceğini anladı. Sonuçta korkuluklara çıkmış bir adam, zaman ayırıp da yabancının tekine çocuklarını ne kadar sevdiğini anlatıyorsa aslında atlamak istemediğini anlarsınız. Ama adam atladı.
Sayfa 33
Reklam
Ama bu akşam Çörek bana gülümsüyordu. Pembe beyaz yüzü aydınlanıyordu. "Samantha, merhaba!" Sanki gerçekten beni gördüğüne sevinmiş gibiydi. Sanki ben mücevher renklerinde bir hırkaydım. Sanki Sırça Fanus'un birinci baskısıydım. Sanki badem ezmesinden yapılmış bir sincaptım. Tam ama tam anlamıyla, dikkatlice şekillendirilmiş küt, altın rengi saçlarına ne yapması gerektiğini bilen bir kuafördüm sanki. "Gelebildiğine çok sevindim. Tavşanlar! Bakın kim geldi. Samantha geldi!"
Sayfa 35·Kitabı okudu
Adelaide hafifçe iç çekerek oturdu. ‘Kesin olarak bildiğim tek şey önce âşık olduğum, sonra parçalara ayrıldığım ve şimdi de kendimi yeniden bir araya getirmeye çalıştığım.’ Şimdilik hayatının merkezinde bu gerçekler vardı. Zaman zaman Meg ona, ‘Bazen bir şeylerin dağılması gerekir ki daha sonra olması gerektikleri yere yerleşebilsinler,’ diye hatırlatıyordu.
Sayfa 320·Kitabı okudu
Her şey o kadar zordu ki. Adelaide neden bir yandan evini şakayıklarla, bitkilerle ve renklerine göre dizilmiş kitaplarla döşemek isterken diğer yandan hayatına son vermeyi dilediğini onlara nasıl anlatacağını bilemiyordu. Burada, bu dünyada olmak, düğün günlerinde arkadaşlarının elini tutmak, bebeklerini öpmek, doğum günlerinde aile fertlerine hediyeler göndermek istiyordu. Ama aynı zamanda ölmek de istiyordu. Bu evrenden gitmek. Dinine güvenebilseydi —cennetin gerçekten var olduğuna ve öldüğünde oraya gideceğine emin olabilseydi— bunu yapardı. Giderdi. Cehenneme ya da Lost'taki o kötü adaya gitmek istemiyordu. Şu an yalnızca yaşama son noktayı koymak ve güvende olmak istiyordu.
Sayfa 298·Kitabı okudu
Adelaide, Rory’nin kapıyı açtığı o ânı ömrünün sonuna dek unutamayacaktı. Ona sarıldığında hissettiği şeyi, parmak uçlarında yükselerek kollarını ona dolamasını. Çünkü o an, birine sarıldığınızda, omuzlarının titrediğini, gözyaşlarının göğsünüze aktığını hissettiğinizde… Bırakmak istemezsiniz. Ne fiziksel olarak ne de duygusal olarak. O kişiyi hayatınız boyunca kollarınızda tutmak, bu dünyanın tüm acılarından korumak, yokluklarını asla hissetmeyecekmişsiniz gibi davranmak isterseniz. Çünkü gerçeği bilirseniz, yani sevmenin bedelinin eninde sonunda yas tutmak olduğunu bilirseniz kimseyi sevemezsiniz. Asla bu tuzağa düşmezsiniz. Ama bir kez düştüğünüzde –aklınıza, mantığınıza rağmen birini ya da bir şeyi sevdiğinizde– bırakmak istemezsiniz. İptal edilen akşam yemekleri, cevapsız kalan mesajlar… Bunların hiçbiri artık önemli olmaz. Adelaide o anda Rory’yi asla bırakamayacağını biliyordu.
Sayfa 186·Kitabı okudu
Reklam