(spoiler)
“İnsanoğlu dünyaya niçin gelir? Herhâlde bir bahçe kurmaya gelir.” Mustafa kutlu bize bu hikayesinde ömrünün her saniyesini güzel bir bahçe yapmaya harcayan bir adamın hayatını anlatıyor. Hikayede adı verilmeyen bu adam bir doğa aşığıdır. Ailesine ve köyüne çok bağlıdır.
Ana karakterimiz hayalindeki bahçeyi yapmak için büyük bir kayanın etrafını kazmaya başlar. Köydeki herkes ana karakterimizin kazdığı yerde define olduğuna inanıyordu ama define yoktu. Maden olduğuna inanmışlardı ama maden de yoktu. Su vardı. Su herkes için çok kıymetliydi çünkü köy kurak ve verimsiz bir toprağa sahipti.
Aradan biraz zaman geçtikten sonra karakterimizin bahçesi büyümüştür. Bahçesinde sadece 4 tane ağacı olmuştu. Hayallerindeki gibi çok ağacı yoktu ama bu 4 ağaçla bile çok mutluydu buna şükrediyordu.
Ağaçlarla aynı zamanda büyüyen oğlu da köyün delikanlısı olmuştur. Ve oğlu da herkes gibi köyden ayrılmak istiyordu . Neredeyse köydeki herkes şehirlere taşınmış orada iş bulmuştu. Bu yüzden de köyün nüfusu aşırı az kalmıştı. Ana karakterimiz oğluna şehire gitmemesi için ne kadar azarlasa da işe yaramadı. Artık karakterimiz eşi ve bahçesiyle yalnız kalmıştı. Köydeki evler harabeye dönmüştü, köyü yoğun bir sis kaplamıştı, kuşlar ötmüyordu, neşeli kuzular yoktu, köy adeta bu dünyadan yavaş yavaş siliniyordu.
Ana karakterimiz yaşlanınca bahçesine bile inemez olmuştu bu yüzden oğlu babasına İstanbul’a gelmesi için yalvarıyordu “Ya biri hastalanırsa? Ya biriniz hasta olursa? Burada bir şey yapmazsınız” demişti. Bu sözler babasının azıcık bile umurunda değildi, sadece o güzel bahçesinin yanında sonsuza kadar kalmak istiyordu, ağaçlarından kopardığı meyveleri sonsuza kadar yemek, ağaçlarının çiçeklerini her gün koklamak, bahçesinde uzanmak ve güneşin doğup batmasını izlemek istiyordu