Puan vermedi
Eserde adı verilmeyen kadın, çocukluğundan itibaren bir yazara büyük bir sevgi besler. Hayatının merkezine koyduğu bu adam, onun varlığından çoğu zaman habersizdir. Kadın, yıllar boyunca yaşadığı tüm acıları, umutları ve hayal kırıklıklarını bir mektupta toplar. Bu mektup sayesinde okuyucu, tek taraflı bir aşkın insan üzerindeki etkilerini yakından hisseder.
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022266,7bin okunma
Geçmişte kalmış yaşanmışlıkların ardında sessiz bir iç çöküş
9/10
·344 syf.··
2026 24. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 00:47
#okudumbitti -Muhabbet Virginia Evans Hikayenin merkezinde, ömrünün son dönemlerini yaşayan yaşlı bir kadın olan Sybil Van Antwerp yer alıyor.Sybil, tam otuz yıldır kendisini seven herkesi dış dünyadan uzak tutarak derin bir inziva hayatı sürmenin peşindedir. Dünyaya ve hayata tutunma yolunu ise her sabah çalışma masasının başına geçip yazdığı mektuplarda buluyor ki: kayıtlı olduğu kulübe,kardeşine,en yakın arkadaşına,üniversite dekanına yazarlara sayısız mektup yazar ama, en önemlisi de "O" diye hitap ettiği kişiye yazdığı mektupları bir türlü gönderemez. Bu en büyük çıkmazı olur. Açıkçası ilk 60-70 sayfada yaşlı bir kadının rutin gündelik dertlerini mi dinliyoruz bazı mektuplar niye bu kadar kısa derken,sayfalar ilerledikçe satır aralarındaki boşluklar ve sessizlikler konuşmaya başlıyor. Sybil kendi varoluşunu sorgularken yazıpta gönderemediği şeylerin ardındaki trajediyi içten içe yaşıyor ve bunu sizde fazlasıyla yaşıyorsunuz. Olay veya olay örgüsü yok,edebi bir dil kullanılmamış ve okuyucu bunu bir yerden sonra çokta arama derdine girmiyor. Bilinç akışı yöntemi ve yoğun iç monologları tercih etmiş Virginia Evans. Yazarın dili oldukça lirik, metaforik ve entelektüel düzeyde yoğun. Bu kitap insanın dille, zamanla, ölümle ve en nihayetinde kendi ham gerçekliğiyle yaptığı o kaçınılmaz ve sarsıcı içsel konuşma var ya tamda onu anlatıyor. Unutma; Kelimeler,özellikle yazılı olanlar ölümsüzdür. Bazen en kolay yöntem bir hediye nazil bir davranış ya da bir mektup için teşekkür ederek ise koyulmak,sonra kalemin seni nereye götürüyorsa onu takip etmektir. Sana sorulan soruları yanıtlarsin, sen kendi sorularını sorarsın ve böylece hiç bitmeyen bir merak ve öğrenme döngüsü başlatmış olursun. Herkese tavsiye ediyorum.
MuhabbetVirginia Evans · April Yayıncılık · 2026142 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·80 syf.·
2026 1. kitabı
Francis Bacon’ın "Yeni Atlantis" (New Atlantis) eseri, hem felsefe tarihi hem de bilim kurgu/ütopya edebiyatı için tam bir dönüm noktasıdır. Kitabın adı zaten doğrudan Platon’a (Eflatun) bir naziredir. Platon, Timaios ve Kritias diyaloglarında Atlantis adında, lüks ve kibir yüzünden tanrılar tarafından cezalandırılıp sulara gömülen muazzam bir uygarlıktan bahseder. ​Bacon bu esere "Yeni Atlantis" diyerek Platon’a şu mesajı gönderir: ​"Senin Atlantis’in gücünü, zenginliğini ve bilgisini kibre, savaşa ve sömürgeciliğe alet ettiği için helak oldu. Benim 'Yeni Atlantis'im ise bilgiyi Allah korkusuyla ve insanlığın hizmetinde kullandığı için ayakta kalacak." *** Roman, Peru’dan yola çıkan bir geminin Pasifik Okyanusu’nda kaybolmasıyla başlar. Azıkları tükenen, hastalıktan kırılan ve ölümün eşiğine gelen mürettebat, kendilerini haritalarda hiç görünmeyen gizemli bir adanın açıklarında bulur. ​Gemicilerin ulaştığı adanın adı Bensalem’dir. Bu isim rastgele seçilmemiş, İbranice iki kelimenin birleşiminden oluşturulmuştur: ​Ben: "Oğul" anlamına gelir. ​Salem (Şalem/Selam): "Barış" veya "Kudüs" (Yeruşalim) anlamına gelir. ​Yani Bensalem, kelime anlamıyla "Barışın Oğlu" veya "Yeni Kudüs" demektir. *** Gemiciler adaya yanaşmak istediklerinde, diğer klasik ütopyaların aksine vahşi bir dirençle karşılaşmazlar. Aksine, son derece organize, temiz, dindar ve yardımsever bir halkla karşılaşırlar. Kendilerine hemen ilaç, yiyecek ve kalacak yer (Yabancılar Evi) sağlanır. ​Bacon burada okuyucuya ilk mesajını verir: İdeal bir toplum, yabancıya korkuyla değil, kurumsallaşmış bir merhamet ve düzenle yaklaşır. *** Adanın kalbinde olan bilim merkezine Süleyman Evi (Solomon's House) denir. Kitapta adanın eski krallarından Solamona’nın bu merkezi kurduğu ve buraya İsrail Kralı Hz.
Yeni AtlantisFrancis Bacon · Maya Kitap · 20243,403 okunma
Puan vermedi·258 syf.··
2026 127. kitabı
Bugün sizlere duygu yüklü bir kitapla geldim. @diksiyonvedrama ’ın kaleme aldığı “Vaat”, saklanan sırların, tutulmayan sözlerin ve kaçınılmaz kader bağlarının gölgesinde şekillenen, çok sesli ve derinlikli bir insan panoraması sunuyor. Roman, okuyucuyu ilk andan itibaren Canan’ın zorlu aile yaşantısıyla örülü hüzünlü atmosferine çekerken, aslında her birimizin hayatından tanıdık bir parça bulacağı yalnızlığı paylaşıyor. Karakterlerin kendi suskunluklarıyla sınandığı bu evrende yazar; aşkı, emeği, inancı ve vicdanı dar sokaklardan sınıflara, kalabalık meydanlardan loş tiyatro sahnelerine kadar hayatın aktığı her yere ustalıkla taşıyor. Kitabın en çarpıcı yönlerinden biri, her bölümde farklı bir karakteri merkeze alarak ilerleyen akıcı kurgusu oluyor. Canan’ın eşinin ölümüyle doruğa ulaşan o boğaz düğümleyen gerçekçi duygu yoğunluğu, asgari ücretle hayata tutunmaya çalışan mühendis İpek karakterinin yüzümüze çarptığı toplumsal gerçeklikle birleşiyor; Makbule’nin etkileyici manifestosu ve karakterler arasındaki ince kavuşma bağları ise yazarın kurgu yeteneğini tamamen görünür kılıyor. Romanın ruhunu derinleştiren ve beni de etkileyen yerlerden biri ise tiyatro sahnesinin büyüleyici metaforu. Halim Hoca’nın vefatının ardından buruk bir şekilde toplanan Mustafakemalpaşa tiyatro ekibi, onun vasiyeti olan Keşanlı Ali Destanı’nı sahnelemek için bir araya geldiğinde, tiyatronun o iyileştirici ve birleştirici gücü tüm çıplaklığıyla hissediliyor. Yönetmen Yaşar’ın “perde kapanmaz ve kapanmayacak” diyerek ekibi ayağa kaldırma çabası, hayatın üzerimize yüklediği beklenmedik rollere karşı açılmış bir savaş niteliğinde. Seyirci giriş kapısında bekleyen İmam Efendi’nin heyecanına ve tedirginliğine rağmen sırf hocanın anısına Keşanlı Ali rolünü üstlenmek istemesi, eserin vicdan ve
VaatEmre Veral · Arete Yayınları · 20261 okunma
Puan vermedi·344 syf.··
2026 75. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 18:51
Sabahattin Ali’nin İki Gözüm Ayşe kitabını okurken, bunun sadece mektuplardan oluşan bir kitap olmadığını hissettim. Aslında bir yazarın, bir eşin, bir babanın ve sürgünlerle, maddi sıkıntılarla, özlemle mücadele eden bir insanın iç dünyasına tanıklık ettim. Kitap boyunca beni en çok etkileyen şey, Sabahattin Ali’nin eserlerinde gördüğümüz güçlü yazar kimliğinin arkasındaki insanı görebilmek oldu. Özellikle eşi Aliye Hanım’a ve kızı Filiz’e duyduğu özlem satırların arasından çok net hissediliyor. Bu mektupları okurken zaman zaman ünlü bir yazarı değil, ailesinden uzak kalmış bir babayı okuduğumu düşündüm. Benim için kitabın en güçlü tarafı samimiyetiydi. Çünkü burada kurmaca karakterler yok. Sabahattin Ali kendisini daha iyi göstermek için çabalamıyor, kahramanlaşmıyor da. Maddi sıkıntılarını, endişelerini, umutlarını ve kırgınlıklarını olduğu gibi anlatıyor. Bu yüzden bazı mektuplarda onun çaresizliğini, bazı mektuplarda ise ailesine kavuşma umudunu hissetmek mümkün. Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken noktalardan biri de dönemin siyasi ve toplumsal atmosferinin mektuplara yansıması oldu. Sabahattin Ali’nin yaşadığı baskılar ve gelecek kaygısı, özel hayatıyla iç içe geçmiş durumda. Bu nedenle kitap sadece kişisel bir yazışma toplamı değil, aynı zamanda bir dönemin ruhunu da taşıyor. Kendi adıma en çok etkilendiğim bölümler, Filiz’e duyduğu sevgiyi hissettiren satırlardı. Çünkü o bölümlerde büyük bir yazarın değil, kızını özleyen sıradan bir babanın sesi vardı. Bu da kitabı benim gözümde daha değerli hâle getirdi. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey Sabahattin Ali’nin edebî yönü değil, insani tarafı oldu. Romanlarında ve hikâyelerinde gördüğüm duyarlılığın aslında kendi hayatında da ne kadar güçlü olduğunu fark ettim. Özellikle ailesine bağlılığı ve yaşadığı
İki Gözüm AyşeSabahattin Ali · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026112 okunma
Puan vermedi·415 syf.··
2026 68. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 13:12
"Yaşayanların dünyasında garip oluyorsun; o kadar ayrısın ki, ne lüzum var aramızda dolaşmana? Kendimizden çektiğimiz yetmiyor mu?" Huzur ilk defa Cumhuriyet gazetesinde, 22 Şubat-2 Haziran 1948 tarihleri arasında tefrika edilmiştir. Daha sonra 1949'da Remzi Kitabevi tarafından tekrar basılmıştır. Bu kitap, yazarın üzerinde en çok çalıştığı eserlerinden biri olmuş. Bazı karakterler sonradan eklenmiş, bazı sahneler çıkarılmış. Üzerinde en çok düşünüp yazdığı eserlerden biri olan bu roman dört kısımdan oluşuyor: İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz. Kitabın girişi, Mümtaz'ın İhsan'a doktor bulmak için dışarı çıkmasıyla başlıyor. Sonrasında ise yazarın diğer eserlerinden tanıdığımız karakterlere de rastlıyoruz. Behçet Bey ile Nurhayat Hanım, hem Mahur Beste hem de Sahnenin Dışındakiler ile bağlantı kuruyor. Eser, II. Dünya Savaşı'nın atmosferini de işliyor, en azından bunu güçlü bir şekilde hissettiriyor. Gelelim konusuna. Kısaca anlatmaya çalışacağım ama ne kadar kısaltabilirim bilemiyorum tabii. :) Konusu şöyle: II. Dünya Savaşı'nın başlamasına bir gün vardır. Mümtaz, dokuz gündür hasta olan amcasının oğlu İhsan'a hastabakıcı aramaktadır. Mümtaz'ın babası Rumlar tarafından öldürülünce annesiyle birlikte İstanbul'a gelir. Annesi de burada vefat edince, kendisinden 23 yaş büyük olan İhsan'ın yanına gönderilir. İhsan, yurt dışından yeni dönmüş ve Galatasaray Lisesi'nde tarih dersi vermektedir. Macide ve İlyas ile birlikte yaşayan Mümtaz, özellikle İlyas'ın etkisi altındadır. Olaylara bakışı, yorumlayışı ve görmüş geçirmiş hâli Mümtaz'ı derinden etkiler. Bu yüzden İhsan'ın hastalığı da onu bir o kadar üzer. İhsan'ın anlatıldığı ilk bölümde Mümtaz, ona doktor bulmak için evden çıkar. Bu bölüm hem İhsan'ın hastalığının verdiği üzüntüyle arşınladığı Beyazıt ve Eminönü
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201921,4bin okunma