DÖNÜŞSÜZ YOLCULUKLAR KİTABI
Dönüşsüz yolculuklar arzulayan ne çok insan var şu kainatta. Hayaller kurarız, bir trene atlasak ve gitsek son istasyona kadar diye. İçimizde hiç susmayan "kaç!" sesleri.Melankolik takılmaları bir kenara bırakıyorum. Hepimiz elimizden, kolumuzdan, gözümüzden, kulağımızdan bağlıyız şu an bulunduğumuz yere. Dönüşsüz bir yolculuk arzulayan ve bunu gerçekleştiren vardır elbet.Fakat yüzdeliğe vurursak çıkan sonuç beni hiç de şaşırtmaz. O halde bedenen çıkamadığımız yolculuklara ruhen pekala çıkabiliriz. Ruhun kanadı mı var, biri tutup çeksin aşağıya, "kır dizini otur" desin.Yol belli, yolcu belli. Her yolculukta bilete gerek yok.Can kenarına bilet isteyecek yaşı da geçtik zaten (!)
Hikaye türü ile tanışıklığım çok eskilere dayansa da muhabbetimiz son zamanlarda epey arttı. Romansever biri olarak hikayelere hep mesafeli durdum. Son birkaç aydır hikaye dünyasına yeniden girmeye çalışıyorum. Çok iyi analiz eden bir okur olduğumu söyleyemem. Zaten analizi de sevmem. Yazılan her hikayenin yazıldığı dönemin özellikleri, yazarın mesajları vesaire bunlarla aram hiç iyi değildir.Ben öğrencilerime özet bile yazdırmam. Ne hissettiysen yaz,geç derim. Ben okurum, okurken ara ara düşünürüm. Gözlerim karşı duvara dalar gider. Hikaye biter, şöyle bir yoklarım kendimi. Ne hissettim, derim.Histen gayrısını da pek dikkate almam.
Ethem Baran çocukluğu,gençliği, ihtiyarlığı anlatırken üslubuyla beni yayla çiçeklerinin arasında dolaştırdı. Karadeniz'de kayaların üstünde oturup yarınları düşündüğüm günlere götürdü. Hani kitabın başında "aslında sadece çocukluk döneminin memleketi vardır" diyor ya, biz ne zaman yersiz yurtsuz kaldık, ne zaman yaşadığımız yere yabancılaştık ve ne zaman insanlığımız kafa kağıdımızda kaldı, bunları düşündüm. En insanî