Dikkat spoiler içerir!
Sus Barbatus! Ben konuşacağım!
Ağustos sıcağında zemheri soğuğu yaşatan bir üslup.
Beyaz bembeyaz bir kapak tasarımı ilk bakışta dikkati çekiyor. Romanı okuyup bitirince o beyazlık kar diyorsun.Insanlara aylarca toprak yüzü göstermeyen kar..Sus Barbatus'un üstünde Zeynep ve Kenan, yoksulluktan ve karın zalim esaretinden kaçmaya çalışıyorlar. Ve kırmızı harflerle yazılan "Sus Barbatus!" yazısı. Kanı çağrıştırıyor.Boynuzlu geyiğin, kurdun,kartalın,Faruk'un, Zeynep'in, Atalay'ın,Doktor Servet'in ve Sus Barbatus'un kanları. Bedeli ödenen cinayetler, ihanetler, isyanlar ve direnişler. Bir tarafta devlet bir tarafta direnişçiler. İki tarafın da amacı aynı aslında. Daha yaşanılası bir ülke...
Yazar, bir kış masalı edasında anlattığı romanda 1979 yılının siyasi atmosferini romandaki mekanların kış atmosferiyle ustaca harmanlamış. Siyasi görüşlerini cepheleştirmeden,kırmadan, incitmeden profesyonel bir tavırla satırlara yansıtmış. Farklı düşünen bir okur, keskin kılıçlarını takınmadan roman okumak isteyen biriyse şayet, kitap bittiğinde "evet,güzel bir roman okudum"diyebilir. Kenan'ın saflığı, Zeynep'in mertliği, Mustafa öğretmenin tecrübe potasında eritip döktüğü sözleri, komutanın görev bilinci, Atalay'ın arada kalmışlığı,Aysel'in incitilmişliği ve daha niceleri...Kahraman konusunda bol çeşnili bir roman ve hepsi ana kahraman konumundalar. Birini diğerinden ayıramadım ama Zeynep'e bir kaşık çorba pişirmek,Kenan'ın göğsünü yırtan öksürüğüne derman olmak, Faruk'un yaralarını sarmak isterdim doğrusu.
Betimlemeler o kadar canlı ki gözümü kapatsam ormandaki kurt ulumalarını duyabiliyordum. Sus Barbatus'un ruhu etrafta uçuyordu ve şimdi pencereden girecek diye bekliyordum.
Insanları yaşadıkları çevreyle bütünleştiren bir anlatım. Okuyucuyu romanın içine