...ayrıca sen eskiden beri, işinden ve ailenden uzaklaştığın ölçüde, daha dost, daha esnek, daha nazik, daha saygılı daha ilgili biri oluyorsun zaten (demek istediğim: dışsal olarak da), tıpkı sözgelimi bir hükümdarın da, bir kez
kendi ülkesinin sınırları dışına çıktığında, zorbalığını sürdürmesi için bir nedeni kalmadığı ve en alt tabakadan insanlarla bile iyi niyetli ilişkiler kurabildiği gibi.
Benim açımdan, onunla arandaki ilişkinin karmaşıklığını, bizler için klasikleşmiş olan, neredeyse günahkârca, ancak tam da senin insanlara davranışındaki masumiyeti fazlasıyla kanıtlayan bir cümleyle özetledin:
“Bu aziz kız ardından bir sürü pislik bıraktı bana.”
Ottla’nın babasıyla bir bağı yok, benim gibi, kendi yolunu yalnız bulmak zorunda ve benden daha fazla sahip olduğu kararlılık, kendine güven, sağlık, kaygısızlık senin gözünde onu benden daha kötü ve hain kılıyor.
Her durumda bir bahane bulunacağından kuşku duymadığımız için, kendimizi toparlamaya özel bir çaba göstermiyorduk, ayrıca insan biteviye sürüp giden tehditler karşısında kayıtsızlaşıyordu da; zaten dayak yemeyeceğimizden giderek neredeyse emin olmuştuk. Daima kaçışı, çoğunlukla da içsel bir kaçışı düşünen, somurtkan, dikkatsiz, itaatsiz çocuklar olduk. Sen böyle acı çektin, biz böyle çektik