Melih HOCAOĞLU

9/10
·104 syf.··
2026 11. kitabı
Babasını anlattığı kitabıyla hayatıma giren Fournier, bu sefer de bir baba olarak çocuklarını anlatıyor. Önceki kitabında olduğu gibi okurken hem çok aşina hem de çok yabancı hissedeceğiniz; herkesin gördüğü ama kimsenin böyle görmediği gerçekleri kendi sade, çarpıcı ve tüyleri diken diken edecek gerçeklikte üslubuyla kaleme almış. Okurken engelli bir evlat sahibi olmanın bir ebeveyn olarak toplumdaki yansımasını, insanların sizi ya da evladınızı başka bir dünyadan bu gezegene gelen zavallı sığınmacılarmışsınız gibi görmesi hislerini hiç tahmin edemeyeceğim kadar içime dert edinerek hissettim. Gelin görün ki Jean-Louis'de bu dertten iki tane vardı. Tanrı'nın piyangosu zavallıcıklar Mathieu ve Thomas olmak üzere iki engelli evladını, komik ve hüzünlü bir dille ele alıyordu. Her ebeveyn gibi çocuklarının "büyük adam" olacağı hayaliyle yaşayıp kaderin ona nispet edermiş gibi boynunu dik tutamayan iki şekilsiz yavrucağı kucağına teslim etmesiyle Jean-Louis ve eşi hayatlarının yeni evrelerine girmişlerdi. Çocukları resimler çizip babalarına hediye edemeyecek, okulda yeni tanıştıkları kızlardan bahsedemeyecek, üniversite diplomalarıyla ailelerini gururlandıramayacaklardı belki. Öte yandan her gece eve geç geldikleri için evin uykusunu kaçırmayacak, anne babalarına karşı ağızlarından bir çift kötü söz de çıkmayacaktı. Mathieu isyanını tek bildiği "Patates" ile Thomas ise kafasını kurcalayan sorularını "Nereye gidiyoruz baba?" diye ifade edecekti. Kitap, sayısız insanın her gün yaşadıkları ya da yaşayamadıklarını, hep orada olmasına rağmen gözümüzden kaçan sessiz ve insanların gözünde "acınası" olan bir mücadeleyi Fournier'nin akıl dolu ve sade diliyle işliyor. Kısacık kitap, Mathieu ve Thomas, Fournier ve eşi hayatımdan gerçek karakterlermişcesine günümde yer edindi. Tatlı
Nereye Gidiyoruz Baba?Jean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 20255,1bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
·272 syf.··
2026 10. kitabı
Antik çağlardan beri meraklı simyacıların hayallerini süsleyen yaşam verebilme yeteneği... Gerçekten başarılabilir mi? Bir ölüyü diriltebilir miydiniz? Peki diriltebilseydiniz onu sahiplenir miydiniz? Yüzüne bile bakamayacak kadar iğrenç, hayali bile tüylerinizi ürpertiyor olsa bile mi? Genç Mary Shelley, bu düşünceyle yola çıkarak yazdığı korku edebiyatı eserinde bu ürkütücü düşünceleri sorguluyor. 19. yüzyıl edebiyatının günümüzde dahi konuşulan en ünlü eserlerinden olan Frankenstein ve onun ürkütücü, hüzünlü ve mide bulandırıcı trajedisi, 19 yaşında gencecik bir kızın eseri. Kitap, İsviçreli parlak bir üniversite öğrencisinin sonsuz bir enerji ve hırsla uğraşıp başarısının buruşuk, sararmış, kokuşmuş ve çürük dolu meyvesini elde edişini ve onun sonuçlarını konu alıyor. Tanrıların ateşini çalan Prometheus'un hikayesi gibi hırsı, yaratma gücünü çalan gencimizin başına nice hayatları söndürecek bir laneti sarıyor. Yarattığından iğrenen yaratıcı, ömrünü bu iğrenç oluşumdan önce kaçarak sonra onu kovalayarak ve varlığına lanet okuyarak geçiriyor. Peki bu yaratığın suçu neydi? Mosmor damarlarının göründüğü, saman kağıdı gibi incecik ve buruşuk derisi mi? İnsandan çok bir zebaniyi andıran orantısız ve devasa vücudu mu? Bakışları iğrenç kokan sapsarı gözyuvarları mı? Bu ucube bu dünyaya gelmek istemiş miydi? O da her yaşayan gibi sevmeyi ve sevilmeyi hak etmiyor muydu? Görenler ondan iğreniyordu, halbuki o kimseyi incitmemişti. Bunu hak edecek ne yapmıştı? Yaratıcısı ona yaşam denen bu laneti neden bahşetmişti? Popüler kültürümüzün çoğu alanında yer edinen, klasik, akılsız ve amaçsızca can alan yaratığımız "Frankenstein", aslında çok daha derin bir felsefenin, çok daha trajik bir hikayenin kurbanıydı. Öyle ki bu zamana kadar Frankenstein dediğimiz bu yaratığın aslında bir
Frankenstein ya da Modern PrometheusMary Shelley · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202021,8bin okunma
9/10
·88 syf.··
2026 9. kitabı
Jean-Louis Fournier ile tanıştığım kitap, incelediğim kadarıyla diğer kitaplarında da olduğu üzere kendi hayatına dair kesitleri sayfa sayfa kısa anlatılar şeklinde aktardığı bir çeşit deneme kitabı. Kitap, Fournier'nin babasını ve babasıyla olan ilişkisini, onu bir evlat gözüyle nasıl gördüğünü kısa kısa hikayeler şeklinde işliyor. Bir evlat olarak babasına olan kırgınlığını, onun kendi gözündeki imajını, içinde eksik kaldığını hissettiği şeyleri yüksek bir edebi anlayışla değil de neredeyse elle tutulacak kadar somut ve katı bir şekilde anlatıyor. Okuduklarınızın içinize işlemesinin asıl sebeplerinden birinin de her sayfaya eğilirken burnunuzu çarptığınız bu katı gerçeklik hissi olduğunu düşünüyorum. Çünkü kitap edebi dolaylamalarla, hayallerle, varsayımlarla değil buruk bir çocuk ruhunun sert gerçeklikleriyle işleniyor. Okurken kitapta herkesin kendinden bir şey bulabileceğini düşünüyorum. Her insanın dünyası ne kadar farklı olsa da sonuçta aynı çamurdan karılıp henüz tam yoğurulmadığımız dönemlerde hepimiz dünyaya ve kişilere şu an anlamsız gelecek merceklerle baktık. Fournier için de durum farksızdı. Onun için babası herkesten ve her şeyden güçlü, elinden her iş gelen, onu ve ailesini her tehlikeden koruyabilecek bir ikondu. Onun canı acıyamaz, o ağlayamaz, hastalanamaz ya da ölemezdi. Hele ki o herhangi bir baba da değildi, bir doktordu: Nasıl ölsündü? O ayyaştı, çok içerdi ama hastalarıyla daha iyi ilgilenebilmesi için içmesi gerekliydi. Çok komik biriydi, şakacıydı, arkadaşları ona çok gülerdi, sadece ailesi bunu bilmezdi. Barlara bayılırdı, keşke onların evinde de bir bar olsaydı böylece babası daha çok evde dururdu. Onları sık sık öldürmekle tehdit ederdi ama öldürmezdi çünkü o aslında iyi biriydi ve asla kimseyi öldürmedi. İsmini bu kadar geç duyup
Asla Kimseyi Öldürmedi Benim BabamJean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 20255,2bin okunma
10/10
·134 syf.··
2026 7. kitabı
Her okuduğum kitabıyla bir önceki eserinden kalemine biraz daha hayran kaldığım Amin Maalouf, bu sefer "panteri evcilleştirmeye çalıştığı" bir denemesiyle karşımızda. Kitap, bu gezegende yaşayan her insanı ilgilendiren çok temel ama bir o kadar da kritik konuların ele alındığı, yazarın da deyimiyle her paragraf için ayrıca onlarca sayfa daha yazılabilecek nitelikte birikmişlik barındıran hususların değerlendirildiği bir çeşit düşünce yazısından oluşuyor. Elbette herkesin fikri kendine ancak kimlik, ayrımcılık, ortak paydalar ve küresel vatandaşlık gibi konuları bana göre olabilecek en objektif şekilde ele alarak kendince bir iddiada bulunmasa da bu dünyanın evlatları için tam anlamıyla bir manifesto sunuyor. Sunduğu birleştirici ve özgürlükçü fikirlerinin yanı sıra dünya toplumunun köşe bucağını didik didik ederek kendi zamanının örnekleri üzerinden zamansız sosyolojik çıkarımlarda bulunuyor. Kitabın bundan aşağı yukarı 26 sene önce yazıldığını düşünürsek toplum trendleri üzerinden bireylerin tektipleşmesini, sığındıkları maneviyat çatısı altında kimliklerinin sağlam buldukları tek direği dinin gücüyle uluslar çapında söz sahibi olacak muhafazakar grupları ve dünyanın dört bir yanından anlaşmazlıkların doğuracağı sonuçları daha o zamandan öngörebilmesi kafamda bu adamın insanoğlunu kitap gibi okuyabildiği fikrini uyandırdı. Toplum olarak hepimizin statik bir benlikle yalnızca bir aidiyetin çatısı altında yaşamadığımızı, her insanın onu o yapan eşsiz kimlik kombinasyonlarıyla toplumda bir başkası tarafından doldurulamayacak bir yeri olduğunu ve tüm bu benlik karmaşasının altında bu gezegenin insanları olarak küresel vatandaşlar olduğumuzu bize hatırlatan bu eser, anlattıklarına kıyasla küçük sayılabilecek hacmiyle modern dünyanın sosyal açıdan işleyişinin ilerlemesi
Ölümcül KimliklerAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 20199,8bin okunma
4/10
·336 syf.··
2026 6. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 14 Şubat 2026 17:14
Jack London'un tam da kendine yakışacak cinsten bir eseri: Sade ve akıcı anlatımıyla hacimli bir kitap olmasına rağmen pek de yormadan bitirebileceğiniz bir distopik kurgu/alternatif tarih anlatısı. London'ın siyasi ve sosyal görüşlerini bol bol içeren, siyah ve beyazın net bir şekilde ayrıldığı, adeta bir çizgi film berraklığında "iyiler" ve "kötüler" içeren eser, gerçek tarihin hafif alegorik hafif de abartı kurgusuyla yorumlanmış bir kurgu bazlı propaganda kitabı olarak karşımıza çıkıyor. Kitap; 20. yüzyılın başlarında, aristokrat sınıfına mensup karakterimiz Avis ve onun hayatının aşkı Ernest ile tanışmasıyla başlıyor. Doğal olarak da kitabın anlatıcısı saf hanımkızımız Avis. Kitap boyunca Avis'ten ziyade aynı zamanda sosyalist lider olan Ernest'i tanıyoruz. Allah'ın sevgili kulu Ernest; oldukça zeki, yakışıklı, kuvvetli, kurnaz, entelektüel, başarılı bir hatip, kusursuz bir aşık, çelik gibi sinirlere ve güçlü bir iradeye sahip, soğukkanlı ama bir o kadar da tepki süresi düşük, iri yarı ama bir kedi gibi çevik,... vs. vs. Kısacası Martin Eden'ın bir üst modeli. Amerikalı genlerinin karşı konulmaz abartı dürtüsüyle olsa gerek, Jack London kitaplarında kusursuz insan modelleri denebilecek karakterler yazmaya bayılıyor. Bu kitapta bunun da ötesine geçip yalnızca insanlar değil olaylar da ne hikmetse kusursuz işliyor. [Spoiler içeren paragraf] Aristokrasi ve kapitalizm karşıtı sosyalist bir proleter yapılanmasının üyesi olan çiftimiz, ABD geneli planlanan bir devrimin ana aktörlerinden olarak kitapta yerlerini alıyorlar. Kitabın ilk yarısı boyunca Nietzsche'nin Übermensch(üst insan)'i Ernest, üst sınıflardan(aristokrat, burjuva, ruhban) kimi görürse mükemmel hitabet ve münazara yetenekleriyle alt edip "Dava"sının doğruluğunu kanıtlıyor. Öteki yarısında da kötüye
Demir ÖkçeJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202519,4bin okunma