İşimizin arasında anlık tatlı kaçamaklarımız olurdu. Bir söz, bir okşama, aşkla dolu bir bakış. Çalınmış anlar olduğu için daha da kıymetliydiler. Çünkü biz alçaklığın, çıkarcılığın ve bencilliğin hiç giremediği tertemiz, ışıklı bir ortamda insanlık uğruna çalışıyor, yüce bir şey yaşıyorduk. Aşkımızı seviyorduk. Aşkımızı, en iyi sevda diye tanımlayabilirim ancak, daha azı leke sürmek olur. Ve hepsinden geriye zaten tek bir şey kaldı: Aşkım hiç yerlere düşmedi. Ona hep sükûnet verdim, başkaları için bu kadar çok çalışan sevgili yorgun bakışlıma.
Öyle bir dönemdir ki bu, metafizikçiler tarafından bilimin ırzına geçilmiştir; felsefe taşını aramanın adı fizik olmuştur; kimya simyaya, astronomi astrolojiye dönüşmüştür.
Bilim adamları kalbin kan dolaşımındaki yerini formüle ederken, onlar, yüreği duyguların evi ilan etmek suretiyle, kelimeyi çarpıtarak kullanmama izin verirseniz, felsefe yaptılar. Bilim adamları şehirlerde büyük tahıl ambarları kurup sulama kanalları yaparken onlar açlığın ve salgın hastalıkların Tanrı'nın gazabı olduğunu ilan ettiler. Bilim adamları yollar ve köprüler inşa ederken onlar kendi suretlerini ve kendi arzularını taşıyan tanrılar inşa ettiler. Bilim adamları Amerika'yı keşfeder, yıldızları ve yıldızların yasalarını keşfetmek için gözlerini uzaya dikerken onlar evrenin merkezinin dünya olduğunu söylediler. Kısacası metafizikçiler insanlık için hiçbir şey, kesinlikle hiçbir şey yapmamışlardır.
Siz metafizikçisiniz. Metafizikle her şeyi kanıtlayabilirsiniz. Her metafizikçi karşısındaki metafizikçinin yanıldığını kanıtlayabilir; kendi kafasına göre tabii. Siz düşünce dünyasının anarşistlerisiniz. Çılgın birer kâinat yaratıcısısınız. Her biriniz kendi kapris ve isteklerinize göre yarattığınız kâinatlarda yaşarsınız. İçinde yaşadığınız gerçek dünyayı tanımadığınız gibi düşüncenizin dünyadaki yeri de zihinsel bir sapmadan fazlası değildir.