İnsanoğlu sonunda yokuş aşağı inmeye başlayacağını ve düşeceğini bildiği sürece, ne gerçek anlamda mutlu, ne gerçek anlamda özgür, hatta ne de gerçek anlamda aklı başında olabilir.
Çünkü kişisel yok oluşun o sinsi donduruculuğu yanında başka her şey önemsiz kalır.
Ölüm herkesin çorbasındaki sinektir.
Ölümü insanoğlu hiçbir zaman kabullenememiştir, bugün ise, eskisi kadar bile kabullenmemektedir.
İnsanları kötü yapan şey onların nasıl yetiştiği, hangi imkanlar arasında büyüdüğü, ne denli sevgi gördüğü değildi. İnsan iyi ya da kötüydü. Bu onun mayasındaydı.
Geçmiş olmayınca, anılar bulunmayınca insan hiç kimse oluyordu. Kim olduğu hiçbir önem teşkil etmeyen, öylesine, dünyadaki insan kalabalığına bir baş daha eklensin diye var edilmiş, sonra da kenara atılıp unutulmuş biri. Adı yok, kimliği yok, hatıraları, inançları, sevinçleri, yüzünün çizgilerine yerleşmiş hayal kırıklıkları, kayıpları yok. Sanki kartondan bir adam. Bir insan maketi.