Melike Özdemir

Melike Özdemir
@melikeozdmrr
Sosyolog
Uludağ Üniversitesi Sosyoloji
Konya
19 Nisan 2002
8 okur puanı
Kasım 2020 tarihinde katıldı
BEN GERÇEKTEN ANI YAŞIYOR MUYUM?
Puan vermedi·139 syf.··
2026 4. kitabı
Günü Yaşa adlı eseri ilk elime aldığımda, hayatımızda anın tadını çıkarmanın ve “şimdi”yi yaşamanın önemini anlatacağını düşünmüştüm. Ancak okudukça, hiç beklemediğim kadar derin ve farklı bir bakış açısıyla karşılaştım. Saul Bellow bu eserinde, hayatı pek de yolunda gitmeyen Tommy Wilhelm’ın yalnızca bir gününü anlatır. Wilhelm; iş hayatında başarısız, aile ilişkileri sorunlu ve maddi sıkıntılar içinde boğuşan bir adamdır. Tüm bu zorluklar onun kendini sorgulamasına ve içsel bir hesaplaşmaya girmesine neden olur. “Geçmiş bize hiçbir yarar sağlamaz. Gelecek endişelerle doludur. Sadece şimdi gerçektir; şimdi ve burada. Günü yaşa.” Bu alıntı, aslında geçmişin pişmanlıkları ve geleceğin kaygıları arasında sıkışıp kalmamamız gerektiğini hatırlatır. Çünkü ne geçmişin yükü ne de geleceğin belirsizliği bizi özgür kılar. Asıl mesele, bulunduğumuz anda kalabilmek ve o anın hakkını verebilmektir. Kitap, bu mesajı klasik bir motivasyon diliyle değil; bir insanın çöküşü ve içsel mücadelesi üzerinden, oldukça gerçekçi bir şekilde aktarır. Kitabın sonuna geldiğimde kendime şu soruyu sordum: “Ben gerçekten anı yaşıyor muyum?” Yoksa geçmişe takılıp geleceğimi mi şekillendiriyorum? Ya da henüz gerçekleşmemiş ihtimallerin kaygısıyla mı yaşıyorum? Belki de hepimizin kendine sorması gereken soru bu. Çünkü çoğu zaman anın değerini bilmiyoruz. Yaşanmış olanı geride bırakmak yerine onu da yanımıza alıp kendimizi yıpratıyoruz. Oysa en büyük yükü yine kendimize biz yüklüyoruz. Bu yüzden, ne yaşarsak yaşayalım, yaşadıklarımızdan ders çıkarıp her günün kıymetini bilmeliyiz. Kendimizden bir parça bulacağımız bu kısa ama etkileyici romanı okumanız dileğiyle…
Günü YaşaSaul Bellow · İletişim Yayınları · 2020391 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir Kurt-Köpeğin Gözünden İnsanlık Müfredatı
Puan vermedi·258 syf.··
2026 2. kitabı
Yazarımız eserinde doğa güzellemesini romantik anlatımından daha çok soğuk,acımasız ve gerçekçi bir dille anlatıyor.Dili ise kitabını güçlü kılıyor. *Beyaz Diş* eserini okurken sadece bir "hayvan hikayesi" olarak değil, derin bir ahlak ve toplum eleştirisi olarak okumanızı tavsiye ediyorum.(Spoiler içerebilir.) Roman,Beyaz Diş’in doğada hayatta kalma mücadelesiyle başlar.Açlık,soğuk ,şiddet ve korku onun temel öğretmenleridir.İnsanlarla karşılaşması ise hikayenin kırılma noktasıdır.Bu kırılma noktasında vahşilikle doğan bir canlının,şiddetle daha da vahşileşmesi ya da sevgiyle evcilleştirmesi fikri romanda çok çarpıcı bir şekilde işlenmiştir. Baş karakterimiz Beyaz Diş sadece bir kurt-köpek değil;insanın karakterinin aynası gibi. Kim onun yaşamını nasıl şekillendiriyorsa kendisi de ona göre davranıyor.Kim ona ne verirse ne öğretirse onu oluyor ve öğrendiğini sorgulamadan yapıyor.Kısacası Beyaz Diş’in karakteri,maruz kaldığı muameleye göre şekileniyor:şiddet gördükçe vahşileşir,sevgi gördükçe yumuşar. Kitaptan bir alıntı yaparak sözlerime devam etmek istiyorum. ‘Bu köpek bir cehennem hayatı yaşamış.Onun pırıl pırıl bir melek gibi karşımıza çıkmasını bekleyemezsiniz.Biraz zaman verin ona’ Bu sözlerden sonra Beyaz Diş’in yaşadığı olaylar beni daha da heyecanlandırdı ve iyi bir Tanrı’nın eline düşmesi onun için büyük bir şanstı.Beyaz Diş’in ormandaki ve orman dışı hayatında başına gelen olayları ve Tanrılarıyla nasıl şekillendiğini yazar bize çok kesin bir dille ifade etmiştir. Size de bahsettiğim alıntıyı okuduğumda anladım ki aslında doğa acımasızdır ama dürüsttür;insan ise bilinçli bir zalimdir. İnsan topluluğunda ve hayvan topluluğunda da görüyoruz ki vahşi olmak doğuştan gelmez, öğrenilir. Daha bilinçsiz bir canlı iken bize ne aşılanırsa geliştikçe o
Edebiyat
Beyaz DişJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202095,6bin okunma