"No one ever really stops feeling young. We may get a job and a husband and a house, but the whole adulthood thing is just a charade. We're all pretending to have grown up."
Hayatımız tekdüze ilerlerken bazen yeni tanıştığımız biri her şeyi değiştirebilir. Kendimizden çok farklı bir yaşantıya sahip olan biri hayatımıza girdiğinde bakış açımızda değişiklikler oluşturabilir ve bizi yepyeni bir maceraya sürükleyebilir. Yeni insanlarla tanışmanın en güzel yanı da bambaşka bir hikâye duyma fırsatıdır.
Ana karakterimiz Parker, yaşadığı bir trajedi sonrasında konuşma becerisini kaybetmiş ve hayatında annesinden başka insan olmadığı için sıradan, rutin bir hayatın içinde yaş almaya devam etmektedir. Hayal gücünü kelimelere dökmeyi seven Parker, çoğunlukla defterini yanında taşımaktadır ve boş zamanlarında hikâye yazmaktadır. Diğer zamanlarda da farklı otellere gidip gelen konukları izlemekte ve onların eşyalarını çalarak günlerini doldurmaktadır.
Parker, yine bir gün otelde hırsızlık yaparak fazla miktarda paraya sahip olan Zelda isimli bir kadının parasını çalar. Üzerinden çok zaman geçmeden içerisinde bir pişmanlık duygusu oluşan Parker, bu sefer malı sahibine geri teslim etmek üzere otele geri döner. Geri döndüğünde ise Zelda'yı otelde unuttuğu defterini okurken bulur. Bu karşılaşma üzerine Zelda ve Parker arasında bir sohbet başlar. Zelda, göründüğü gibi sıradan bir kadın değildir ve kendisinin ölümsüz olduğunu iddia etmektedir. İletişimlerinin çoğunluğu Zelda'nın çokça konuşup bir şeyler anlattığı, Parker'ın onu sadece dinlemesiyle ya da ara sıra cevap vermek için defterini yanında bulundurup kağıda yazmasıyla geçer. Zelda'nın sıradışı hayatı ve Parker'ın sıradan hayatının birleşmesiyle ortaya bambaşka bir hikâye çıkar.
Şu ana kadar okuduğum genç-yetişkin